Gönderi

Çöküşün romanı.
7/10
·256 syf.··
2022 54. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2022 23:44
Geçen haftalarda artık müdavimi olduğum sahafta arkadaşımla çay içerken yan tarafımızdan birisi bize daha önce hiç Sylvia Plath okudunuz mu, diye sordu. Okumayı geçtim hayatımda ilk kez Sylvia Plath'in ismini o an duymuştum. Kendimi aşırı derecede bilgisiz hissettim birkaç gün sonra da dayanamayıp kitabı aldım. Keşke almasaydım ama buraya sonra geleceğiz. Başta kitap -anlatımı da dahil- Wattpad kitabı gibiydi "Ya bunun neresi bu kadar abartılmış saçma sapan bir şeyden farkı yok." diye düşünüp dursam da okumaktan vazgeçmedim. Sonra kitap bir anda açıldı. Nasıl oldu beni kendine nasıl bağladı bilmiyorum. İlk yetmiş sayfayı dört günde okuyup geri kalan tüm sayfaları bir günde bitirdim. Bitirdim bitirmesine ama kitap beni ciddi anlamda çok yordu. Ana karakterimiz Esther'ın çağın düşüncesinden farklı düşüncelerinin olması, çevresinde onu anlayacak kimsenin olmaması ve gün geçtikçe kendi kabuğuna çekilip hayata karşı olan umudunu yitirdiğini an be an okuyoruz. Bu düşünclerin çoğunu kadın erkek eşitsizliği, kadınların toplumdaki -olmayan- yeri ve erkek egemeni olan bir sistemde kadının rolü olarak genelleyebiliriz bence. Beni asıl yoran da Esther'ı anlatmaya çalışırken kurgunun gittiği yolu sindirmeye çalışmak oldu. Kitapta çok fazla tetikleyici unsur vardı benim açımdan. Mesela bir yerde Esther'a Buddy "Hiç erkek gördün mü?" diye soruyor. Esther hayır deyince Buddy Esther'ın önünde soyunup şimdi de sen soyun gibisinden bir şeyler söylüyor. Ya da Esther Irwin'e acıyor dediğinde Irwın ilk seferde hep acır gibisinden bir cümle kuruyor. Beni ciddi anlamda tetikledi böyle şeylerden etkilenen birisi varsa kitabı okumayı bir kez daha düşünsün bence. Bir de belli bir sayfadan sonra sürekli ölüm kavramı üzerinde duruluyor. Jilet paragrafı hâlâ aklımda ve unutabileceğimi de sanmıyorum. Sylvia kitabı intiharından bir ay önce bastırdığı için ölümle ilgili fazlasıyla düşüncenin olması çok normal fakat yine de tetikleyici olduğunu söylemek gerek. Bence kitaba başlamadan önce Sylvia Plath'in hayatını okuyun. Kitap otobiyografik özellikler taşıyor. Esther'ın düşüncelerini anlamlandırmanızda kesinlikle işe yarar. Sahaftaki rezil oluşumdan sonra eve gelip Sylvia Plath ile ilgili ne var ne yok okuyup izlemiş birisi olarak söylüyorum bunu. Son olarak kitabın edebi değeri kesinlikle 7nin üstünde fakat dediğim gibi beni çok tetikledi ve hislerime göre puan verdiğim için elim bir türlü daha üste de gitmedi. Esther'ın yaşadığı çoğu şey yaşadım bu yüzden Esther'ı kendim gibi gördüm ve hikayemde tramvalarımın sonucu olarak bana gelen korkunç erkekler beceriksiz psikiyatrlar ve intihar girişimlerinin olması hoşuma gitmedi. Eminim Sylvia'nın da hoşuna gitmemiştir. Kitap biter bitmez günlükleri okumaya karar verdim. Aşağıya Sylvia'nın 1950'de yazdığı günlüğünden bir kesit bırakıyorum. İngilizce okuduğum için ve metni kendi kafama göre çevirip buraya yazmak istemediğim için orijinal haliyle bıraktım. Bu satırları yazdıktan on üç sene sonra Sylvia'nın fırın gazıyla intihar ettiğini unutmayın lütfen. 8. - With me, the present is forever, and forever is always shifting, flowing, melting. This second is life. And when it is gone it is dead. But you can't start over with each new second. You have to judge by what is dead. It's like quicksand... hopeless from the start. A story, a picture, can renew sensation a little, but not enough, not enough. Nothing is real except the present, and already, I feel the weight of centuries smothering me. Some girl a hundred years ago once lived as I do. And she is dead. I am the present, but I know I, too, will pass. The high moment, the burning flash, come and are gone, continuous quicksand. And I don't want to die. ( The Unabridged Journals of Sylvia Plath ) Huzur içinde uyu Sylvia...
Edebiyat
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,1bin okunma
·
291 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.