Puan vermedi·266 syf.····Okunma: 28 Temmuz 2021 10:30 Cesur Yeni Dünya
spoiler içerebilir
Bu kitap distopya mı yoksa ütopya mı?
Aldous Huxley'in yazdığı Cesur Yeni Dünya kitabından bahsediyorum. Bu soruyu sormamın nedeni ise kitap her ne kadar distopya olarak kabul edilse de içerisinde birçok ütopik değer barındırmasıdır. Sonsuz bir mutluluk düşünüldüğünde ütopya; kısıtlamalar, şartlandırmalar düşünüldüğünde bir distopya.
Distopyalar geleceğe ilişkin kötümser kurgulardır. Kitabı okuyanlar ve hakkında biraz araştırma yapanlar, bu kitabın hem ülkemizde hem de dünyada çok okunan eserlerden biri olan 1984 ile sıkça karşılaştırıldığını ve okuyucuların ikiye bölündüğünü görmüştür. İki kitapta da insanların birer koyun sürüsü haline getirildiğini görebiliriz. 1984'te sindirilerek, Cesur Yeni Dünya'da baştan çıkarılarak. İşte bu fark iki kitabı birbirinden tamamen ayırıyor. Neil Postman, Televizyonu Öldüren Eğlence kitabının önsözünde Orwell ve Huxley'in kehanetleri arasındaki farklardan şöyle söz ediyor:"Okumuş insanlar arasında bile yaygın olan inancın tersine, Huxley ile Orwell'in kehanetleri aynı şeye ilişkin değildi. Orwell'in uyarısı, dıştan dayatılan bir baskının bize boyun eğdireceği yönündedir. Huxley'in görüşüne göre ise insanları özerklikleri, olgunlukları ve tarihlerinden yoksun bırakmak için Büyük Birader'e (Big Brother) gerek yoktur. Huxley'e göre insanlar süreç içinde üzerlerindeki baskıdan hoşlanmaya, düşünme yetilerini dumura uğratan teknolojileri yüceltmeye başlayacaklardır. Orwell kitapları yasaklayacak olanlardan korkuyordu. Huxley'in korkusu ise kitapları yasaklamaya gerek duyulmayacağı, çünkü artık kitap okumak isteyecek kimsenin kalmayacağı şeklindeydi. Kısacası Orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin mahvetmesinden korkarken, Huxley bizi sevdiğimiz şeylerin mahvedeceğinden korkuyordu." Sadece bu söz bile bu iki kitabın arasındaki farkları anlamak için yeterli.
Kitabımıza geri dönelim. Aldous Huxley kurguladığı dünyayı mutluluk ve tatmin üzerine inşa etmiş. Birbirinin tıpatıp aynısı, üzülmeyen, endişelenmeyen, düşünmeyen, sorgulamayan bireyler üretiliyor ve bir kast sistemi oluşturuluyor. Her bir grubun görevi en baştan belirleniyor. İnsanlar her gün gayet mutlu şekilde görevlerini yerine getiriyorlar gün sonunda da somalarını içip(mutluluk sağlayan bir çeşit uyuşturucu) güzel güzel eve dönüyorlar. Anne, baba, karı, koca, sevgili gibi kelimeler argo ve müstehcen kabul ediliyor. Sonuçta "Herkes, herkes içindir!". Aile, sanat, doğa hatta bilime bile yer yok. Ve toplum mutlu. Çünkü mutlu olması için şartlandırılarak üretiliyor.
Kitabın şahsen en ilgi çekici yanı yazarın yaşadığı döneme göre olağanüstü bir öngörüyle yazılmış olması. Kitap neredeyse günümüzden 100 yıl önce yazılmasına rağmen günümüz insanını ve hayatını oldukça iyi anlatıyor. Yani Huxley'in günümüz hakkındaki korku ve öngörüleri maalesef gerçekleşmiş. Kitabı okurken günümüz dünyasından aslında çokta farklı olmadığını fark ediyorsunuz.
Kitapta bireyin değil toplumun ön plana çıktığını, bireyin önemsiz olduğunu (sonuçta istedikleri zaman üretebiliyorlar) toplumun her daim ayakta kalması gerektiği, birey değil toplum mutluluğunun şart olduğu anlatılıyor. Ki bu bence doğru değil. Bence toplum bireyler için olmalı. Sonra biraz daha düşününce mutluluğun insanların kendi seçimleriyle sağlanamayacağı fikri geliyor akla ve tabii ki bir kararsızlık oluşuyor.
Sonuç olarak bu kitabı okurken ve okuduktan sonra sorulması gereken tek bir soru var: Amaç mutlu olmak mı özgür olmak mı? Sonuç eğer mutlu olmaksa bile kişinin seçim hakkı olmalıdır. Ve bu yüzden en başta sorduğum "Bu kitap distopya mı ütopya mı?" sorusunun cevabı da distopya olsa gerek.
Huxley kehanetlerinde ne kadar haklı ve başarılı olsa da bunları yazıya dökmekte o kadar başarılı olmamış bence. Kitabın edebi açıdan diğer bilimkurgu eserleri kadar(Fahrenheit 451, 1984 vs.) başarılı olduğunu düşünmüyorum. Ama tabii konusu itibariyle oldukça akıcı ve sürükleyici bir eserdi. Bilimkurgu okumak isteyenlere önerimdir.
Okuyunuz, okutunuz
Keyifli Okumalar