Puan vermedi·444 syf.··Beğendi
· Orhan Kemal'in yapıtının adının “Eskici ve oğulları” olması romanın bu üçlü üzerine kurulması üzerine düşünmek gerekir. Aslında eskicinin Zeliha adında bir kızı da olmasına rağmen romanın adında bile onun adı, cinsiyeti yoktur. 1940’ların Türkiye’sinde ana geçim kaynağı toprak olan, pamuk olan Adana’da feodal kültürün, erkek egemen anlayışın yansıması kitabın başlığına da sinmiştir.
Yine eskicinin bir adının olmayışı da dikkat çekici. Roman boyunca yapıtin odak figürü olan eskici “topal eskici” olarak adlandırılmıştır. Mesleği ve fiziksel özelliğiyle.
Anlatıcı okurun, odak figürün özellikle bu yönünü seçmesini istemiştir. Eskici makineleşmeyle ve fabrikalaşmayla birlikte yaşamın ağır koşullarına direnen ve giderek emekçileşen zanaatkar grubunu temsil etmekte, takma bacağı ise yine bir savaşın yadigârı olarak ömür boyu yanında taşıyacağı bir yapay organ olarak kalacaktır. İşin kötüsü uğruna savaştığı ve bir bacağını verdiği o vatanda yaşayanlar ona hak etmedikleri şekilde muamele etmektedir. Bu durum eskicinin ağrına gitmektedir.
Yapıttaki kişiler ve özellikleri şöyle sıralanabilir:
Topal Eskici: Bir bacağını savaşta kaybetmiş, her gece içen, ağzı bozuk, sahibi olduğu dükkanda iki oğluyla çalışan bir ayakkabı tamircisi.
Sürekli gelgitler yaşamaktadır. Sonunu düşünmeden çabuk sinirlenmekte, ağır sözler söylemekte, sonra da bu yaptığından pişman olmaktadır.
Anlatıcı eskiciye bir ad koymamıştır. Bir bacağını Trablusgarp savaşında yitirmiştir. Savaştan döndükten sonra makineleşmeyle ve karşısında başka bir dükkan açan diğer eskiciyle rekabet edememekteyse de eski dükkanında kıt kanaat geçimini sağlamaya çalışmaktadır. Bacağının yokluğu, zengin bir sülaleden gelip yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalışı, geçmişe duyduğu özlem, devletin kendisi gibi gazileri kayırmıyor oluşu, mahallelinin/diğer esnafın alayları onu büsbütün sinirli yapmıştır.
Bu ezilmişliği sürekli çevresine geçmişindeki şatafatlı yılları anlatarak, savaştaki kahramanlıklarını anlatarak bastırmak istemektedir.
Eskicinin karısı: Mahallede çocuğunu okutmuş ve maddi durumu iyi olan kadınlara imrenen bir mahalle kadınıdır. Tek derdi diğer mahalle kadınlarının (özellikle oğlu subay olan) aşağılayıcı tavırlarından kurtulmaktır. Ancak romanın genelinde Eskicinin karısı ve gelininin adı verilmez.
Anlatıcı kadınlara bir isim vermeyerek feodal kültür içinde kadının bulunduğu konumu (kocasına karılık yapmak, ev işleri, çocuk yapmak biçiminde özetlenebilecek varlık nedeni) belirginleştirmiştir. Duygu Asena’nın deyimiyle “kadının adı yok”tur. Eskicinin karısı, diğer kadınlar tarafından aşağılanmasının acısını gelininden çıkarmakta, yoksulluğunu onun uğursuzluğuna bağlamaktadır.
Romanda psikoloji ağır basmaktadır. Psikolojinin bu denli yoğunlaştırılması toplumcu gerçekçi bu eseri propogandist tarzdan uzaklaştırmış daha gerçekçi ve okunası kılmıştır. Eskicinin topallığı ve takma bacakları özellikle vurgulanmakta, ona bir ad verilmemektedir. Bu isimlendirmeme anlayışının daha derin psikolojik çözümlemeler yapabilme gereksiniminden doğduğu düşünülebileceği gibi, bu kişinin bir tip olarak, toplumda karşılığı olan bir tip olarak algılanmasının istenmiş olabileceği nedenine de bağlanabilir.
Birinci ve ikinci dünya savaşı yılları, 48’lerde başlayan Amerikancılık, traktörlerin tarıma girişi, Amerikan makinelerinin tarıma girişi, büyük sanayicilerin ve ihracat yapan büyük toprak sahiplerinin ekonomiye egemen oluşu, topal eskicinin işlerinin kötüleşmesi ekseninde kısa değinmelerle ele alınmış ve burada da ekonomi ve tarih biliminin verilerinden yararlanılmıştır. Yapıtta anlatıcı ilahi ve gözlemci bakış açısını kullanmaktadır.