Puan vermedi·1025 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Aralık 2022 08:36 Karamazov Kardeşler
Ne uzun bir serüven ama. İnsana ne büyük kapılar açıyor, insanı ne büyük meselelerle karşı karşıya bırakıyor, ne derin düşüncelere terk ediyor. Içinde henüz anlayamadığım meseleler arasında şimdilik sadece iki nokta çok dikkatimi çekti. Elbette çok başka şeyler anlatmış, derdini dökmüştür Dostoyevski. Derin bir insan zira.
Konumuza dönelim: Kitap boyunca değinen ve kendince bir fikir yürüten Dostoyevski'nin fikir dünyasına ulaşabildiğim sorunlardan biri Kötülük problemi. Ne kadar derin ve ne kadar önemli bir konu olduğunu büyük filozofların bu konuda çokça yazılar yazmasından, tartışmasından ve hala günümüzde etkisini korumasından anlayabiliriz. Kötülük problemi zamanı aşmış ve günümüze değin aynı yoğunluk ve sorun ve cevapsızlık ve kaos ile gelmiştir. Son zamanlarda ilgilendiğim bir konu olması dolayısıyla da ilk okuyuşumdan farklı olarak Dostoyevski'nin de bu konuya önem verip kitabı neredeyse bunun üzerine kurması ve fikrini ortaya koyması da dikkatimden kaçmadı. Dostoyevski'ye göre diye bir cümle ile başlayıp onun bu konuda fikrini söylemek bana doğru gelmiyor açıkçası. Çünkü bence o da net bir cevap vermekten özenli kaçtı fakat düşüncesini karakterler üzerinden sezdirmekten de geri durmadı. Olayları takip edince ve olaylara verdiği sonuç ile aslında tam olarak ‘ben böyle düşünüyorum' diyor ama bazen de “acaba ben mi yanlış anladım?” dedirtiyor okura. Canım Yazarım:). Dostoyevski de kötülük problemine Tanrının varlığı ve yokluğu üzerinden değindi doğal olarak. Üç kardeş olan kitapta kardeşler; inanan, inanıp yaşamayan ve inanmayan karektere sahiplerdi. Bunun kitabın diğer her kurgusu gibi tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Olaylar, bunların yaşam biçimleri, karakterleri, psikolojileri, toplumsal karakterleri, genetik birikimleri, çevresel koşulları vb. özellikler ile harmanlanmış ve kalemini tanıyan herkesin de bildiği gibi bunu ustaca yapmıştır. Kitaptan alınan zevk olaylara değil anlatılanlara bağlı. Çünkü olay neredeyse yüz sayfalık iken kitap bin yirmi beş sayfa. Bu da aslında kişinin kitaptan beklentisinin ne olduğunu kendisine sorması gerektiğini gösteriyor. Cinayeti kimden beklediğiniz ve kimin işlediğine dikkat ettiğinizde aslında cinayet öncesinde karakterler arasında sorulan bazı sorulara cevap niteliğinde olduğunu göreceksiniz. Bunu siz değerli okuyuculara bırakıyorum.
Çok uzatmadan dikkat çekmek istediğim ya da bence yazarın da dikkat çekmek istediğini düşündüğüm bir nokta daha var kitap için. Işlenen bir cinayet davası için üç kişinin rolü söz konusu. Aydın kesimden avukat ve savcı; aşağının aşağısı olarak görülebilecek kesimden Smerdyakov. Kitabın sonunda bunlar bir olayın içinde bence inanılmaz rollere sahip oluyorlar. Cinayeti basit bir zekayla işleyen ve Smerdyakov'a işlediği bu cinayeti açıklattırdığında cidden basitliğini okuyucuya gösteren yazar ve bunu dava öncesi yani avukat ve savcının herhangi bir savunma ya da suçlama adına konuşma yapmadan önce bize anlatıyor olması çok çok önemli bir nokta. Çünkü yine bence yazarımız orada şunu göstermeye çalışıyor: hakikatin basitliği ve açıklığı gözler önünde. Fakat aydın ve okumuş kesim olarak gördüğümüz, toplumun saygı gördüğü insanlar bu aşağı kesimden insanın zekasına ulaşamıyor, laf ebeliği yapıyor, ayrıntıları kaçırıyor, gerçeğe ne kadar yakın olsalar da her zaman sadece etrafında dolanabiliyor, psikoloji, sosyoloji, mantık vb. bilim dallarına başvurup açıklamaya çalışıyor ama okuyucuya ‘artık bu kadar da saçmalanılmaz' dedirtip kriz geçirtiyor. Bu aydın ve aşağı kesimi karşı karşıya getirmesi bilinçli ve inanılmaz bir hareket. Bu acemi inceleme üzerinden yıllar geçtikten ve bir daha bu kitabı okuduktan sonra daha önemli şeyler anlamam ve anlamanız dileğiyle.