Puan vermedi·772 syf.····Okunma: 28 Kasım 2022 21:52 · Edebî türler arasında okumaktan zevk aldığım türlerin başında geliyor olabilir mektup. İki kişi arasındaki iletişimde onlara böylesine yakın durabilmenin güzelliğinden olsa gerek.
Cemal Süreya'nın Zuhal Tekkanat'a, Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e, Kafka'nın Milena'ya, Sabahattin Ali'nin Aliye Hanım'a ve Nazım'ın Piraye'ye mektupları.
Piraye'ye Mektuplar benim için uzun soluklu bir kitap oldu. Aynı zamanda sürekliliği de olacak, hep yakınlarımda bir yerlerde tutacağım bir kitap.
Mektupların birbirini tekrarlaması çoğu kişi için eleştiri noktası olmuşken benim için onların gerçekliğinin küçük bir parçasıydı.
Kitaptaki baba Nazım, arkadaş Nazım, şair Nazım ya da evlat Nazım kısmı ayrıca bir değerlendirme gerektirdiği için şu an oradan bakamayacağım. Şu anki değerlendirmem "Piraye'nin Nazım'ı" özelinde devam edecek.
Kitaba başlamadan önce şans eseri karşıma Nazım'ın aşkları ile ilgili bir yazı dizisi çıkmış ve ben kitaba aklımdakileri bir kenara bırakmadan başlamıştım. Bazı sayfalarda okuduğum mektubun hissettirdiği duyguları, kitabın sonunda karşılaşacağım mektuplardaki duyguların alıp götürmesine izin veriyordum. Ama kitap devam ederken ön yargılarım Nazım'ın tüm gerçeğiyle kendisini anlatabilmesinin gerisinde kaldı. Nazım'ın bitmek bilmez bekleyişi ve yalnızlığı bana kendisini tüm gerçeğiyle hissettirdi.
Sona gelirken tam da 555. mektupta duraksadım. Tekrar okudum. Sonrakini okudum, sonra tekrar dönüp ikisini tekrar okudum. Tekrar, tekrar, tekrar... Kitabın bundan sonrası benim için birçok tekrar okumadan ibaret. Duraksadığım yerlerden birisi de Nazım'ın Piraye'ye seslenişi oldu.
"Piraye,
Gel. Sana muhtacım."
Bir tarafta Nazım'ın anlaşılma talebi, Piraye'ye ulaşma çabası varken diğer tarafta ne hissettiğini bilemediğimiz bir Piraye vardı.
Tüm bu sayfaların sonunda Nazım'ı anlamıştım. Belki Piraye de anlamıştı. Piraye, Nazım'ı anlamıştı ama affedememişti. Anlamış olması affetmesi için yeterli olamamıştı.
Kısacası, Piraye öldü aşkından yine dönmedi Nazım'a.