Puan vermedi·480 syf.····Okunma: 23 Aralık 2022 00:00 yine bir İskender Pala kitabı, yine hayranlık... yine etkisinden uzunca bir süre çıkılamayacak kurgu dünyası...
ben insanın dünya görüşü farklı olmasına rağmen bir yazarın anlatı dünyasına hayran olabileceğine İskender Pala sayesinde ikna oldum sanırım. İskender Pala okumalarını daha çok Osmanlı tarihi ile ilgili eksiklerimi üniversite sınavına hazırlık sürecinde olduğum şu zamanda olabildiğince kapatmak için de okuyorum doğrusu. ama gerçekten çok iyi geliyor, bunu da inkar edemem.
kitap lale devrinde, III. Ahmet devrinde yaşanan aşk ve cinayet hikayesini konu ediniyor. bu aşk öyle bir aşk ki leyla ile mecnun u andırıyor. merak uyandırıcı bir başlangıç ile başlıyorsunuz bu yolculuğa. üst-kurmaca mantığıyla ilerlemeye başlayan olaylar dizisinin başını günümüzde yaşayan bir divan edebiyatı hayranını bir beyefendinin, I. kişi ağzıyla yazdığı macera çekiyor.
bu kişi(muhtemelen İskender Pala'nın kendisi, değilse bile sanırım okuyan herkesin aklına ilk o gelmiştir.) bir sahaftaki mezat'a katılıyor, oldukça eski ve talebi olmayan bir kitabı satın alıyor, okumaya başlıyor, isimsiz imzayla yazılmış bir önsözden sonra bizlerle paylaşıyor okuduklarını.
gerdek gecesinin sabahında yanındaki karısını ölü olarak bulan, sonra onu öldürmek suçuyla yargılanan, sultan III. Ahmet'in varlığından Damat İbrahim Paşa ve kendisi dışında kimsenin haberinin olmadığı şehzade Ahmet... yargılamanın sonucunda işkenceler, ve suya düşerek kaybolmakla başlayan yeni bir hayat.
sevdiğine kavuşamadığı için tımarhaneye konulan Yusuf. nam-ı diğer Topaç Yeye...
yolları kesişir, ünlü lale yetiştiricisi Hafız Çelebi ile birleşen maceraları ve daha nicesi.
insanı gün geçtikçe mutsuz eden ve bunaltan şu dünyada ve şu ülkede birkaç günlüğüne de olsa bana o kadar iyi geldi ve beni kendi dünyasının içine çekerek öyle rahatlattı ki... çok beğendim. fakat itiraf etmeliyim ki İskender Pala'nın Şah&Sultan, Efsane(Barbaros) kitapları kadar beni etkileyip sürükleyemedi. ama yine de çok güzeldi.