Uzun zamandır Kırgızistan'da Boranlı Yedigey ve ailesiyle yaşamaktayım. Zaman zaman Yedigey'in güçlü heybetli devesiyle Ana-Beyit'e gideriz, zaman zaman Yedigey'in karısı Ukubala ile tren istasyonuna çileli işler yapmaya.
Roman, Kırgız bozkırlarında bulunan, sadece birkaç ailenin yaşadığı, onların da burada işçi olarak çalıştığı Sarı-Özek tren istasyonunda geçer. Romanın kahramanı Rus Ordusunda savaşmış, yanında patlayan bir bombanın etkisiyle yaralanmış Yedigey adlı bir Kırgız Türküdür. O, aslında Aral Denizi yakınlarında balıkçılık yapan bir gençtir. Burada evlenmiş, savaş çıkınca da cepheye gitmiştir.
Aldığı yaradan dolayı evine gönderilmiştir. Dönüşte çocuğunun öldüğünü öğrenmiştir. Sakattı, bir iş yapamıyordu. Eşini de alıp iş aramaya gitti. Ukubala her şeye rağmen kocasının yanında idi ve onunla birlikte zorluklara göğüs geriyordu. Çünkü geçinmek zorundaydılar, yaşamak zorundaydılar.
Kader onları bir gün Sarı Özek denilen bir bozkır tren istasyonuna atar. Kazangap adında biriyle tanışırlar ve onun teşvikiyle de buraya gelip çalışmaya başlarlar.
Aslında roman şöyle başlar: Yedigey’in karısı Ukubala, eşinin can dostu olan Kazangap’ın ölüm haberini getirir. Sarı Özek’teki tüm sakinler Kazangap’ın ölümü üzerine ayaklanır. Ona karşı olan son görevlerini yerine getirmek için toplanırlar. Onun vasiyeti üzerine onu Ana-Beyit mezarlığına gömeceklerdir. Vasiyetine uyulacaktır. Oysa burası hem uzaktır hem de artık yasaklanmış bölgedir ama onlar bunu sonra öğreneceklerdir.
Romanın ikinci planda kalan önemli kahramanları da Abutalip Kuttubayev, karısı Zarife ve çocuklarıdır.
Abutalip Kuttabayev savaşa katılmış ve savaşta Almanlara esir düşmüş bir öğretmendir. Oysa o zamanlar Rusya’sında esir düşmek halk tarafından çok ayıp, aşağılanma olarak karşılanmaktadır. Çünkü askerlere esir düşmek yasak edilmiştir. Esir düşen asker kendini öldürmelidir. Dolayısıyla Abutalip bunu yapmamıştır. Emirlere karşı gelmiştir. Bundan başka esir kampından kaçmış kendini Yugoslav partizanlarının arasında bulmuştur. Onlarla birlikte savaşmış, sonra vurulup yaralanmıştır. Okul idaresi onu uzaklaştırmak zorunda kaldığından, Sarı Özek’e istasyon işçisi olarak gelmişlerdir. Bir gün Sarı Özek’e bir müfettiş gelmiştir. Abutalip hakkında bilgiler edinmiştir. Gittikten birkaç gün sonra da trenle üç müfettiş gelip, onu sorgulayıp tutuklamışlardır. Ve Abutalip bir daha hiç dönmemiştir. Çocukları baba hasreti ile yanıp tutuşmuş, her gelen trende babalarının geldiğini zannederek trene koşmuşlardır. Zaman sonra onun öldüğünü bir mektupla bildirmişlerdir.
Romanın bu bölümünden sonra duygusal anlar yaşanır. Yedigey, Zarife ve çocuklarıyla aşırı derecede ilgilenir. Aslında bu ilgi onun Zarife’ye karşı duyduğu gizli aşktan ileri gelir. Ama Yedigey evlidir. Eşi Ukubala’yı da çok sevmektedir. Onu da terk edememektedir. İki ateş arasında kalır.
Romanda Abutalip’in nasıl öldüğü yazılmıyor. Bu, bölümden çıkarılmış, yazar bunu “Cengiz Han’a Küsen Bulut” adlı romanında anlatmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki burada yazar dönemin Sovyetler Birliği’nin bazı gerçeklerini ortaya koyuyor. Bunu anlamak için de adı geçen eseri okumak gerekiyor.
Romanın son bölümünde ise mezarlığa yaklaşmalarına rağmen önlerine çıkan engel nedeniyle cenazeyi gömemiyorlar. Mezarlık Rus askeri bölgesinin içinde kalmıştır. Her şeye yasak konulmuştur. Bu nedenle tel örgüyü geçip cenazeyi mezarlığa gömmek yasaktır.
Artık Sarı Özekliler, gerçekle karşı karşıyadırlar. Yedigey, tüm düşüncelerinden sıyrılır. Şu kısa yolculukta neler neler zihninden geçmiştir oysa. Romanda geriye dönükler biter. Gerçekler tüm çıplaklığı ile karşısındadır. Yedigey, gerçek dost bildiği Kazangap’ın cenazesini onun vasiyeti olduğu için geri götürmek istemez. Ve hemen oradaki vadiye bir mezar kazarak kurallara göre gömer. Böylece hem dostunun isteğini yerine getirecektir hem de gömmek için getirdiği cenazeyi köye geri götürmemiş olacaktır.