1000KitapBırakmak #y:24750. Dünyaca ünlü hekim,psikiyatrist,bilim insanı,bilinç araştırmacısı ve yazar David R. Hawkins’in uluslararası çok satan kitabı Bırakmak: Teslimiyete Giden Yol. İlk baskısını 2022’de Türkçede yaptığı andan itibaren çok okundu, çok paylaşıldı. Ben de nihayet okuyabildim.
Duygularımızın ve beraberinde getirdiği bitmek bilmeyen düşüncelerin esiri olmaktan,hayatımızı yönlendiren arzu ve beklentilerle savaşmaktan,küçük benliğimizde mücadele ettiğimiz korku ve suçluluktan, bastırılmış duygularımızdan,hayatımızı zorlaştıran kronik stres ve hastalıklardan Bırakma Tekniği (Letting Go) ile nasıl kurtulabileceğimizi anlatan;insanın kendi kendine yardım edebileceği eşsiz bir rehber Bırakmak.
Kitabın ön sözünü okuduktan sonra oradaki bir söz beni kitabın en sonundaki oyobiyografik nota sevk etti ve yıllardır geçmeyen kronik hastalıklardan,görme bozukluğundan tutun da otoimnün rahatsızlıklara kadar bir A4 kağıdı dolusu hastalıktan bırakma tekniğini kullanarak nasıl kurtulduğunu anlatan yazar bana “Ziyaaaa, atma Ziyaaa!” dedirtti. Ve belli bir ön yargıyla da olsa okumaya başladım kitabı. Çünkü hep övgü doku şeyler okumuştum kitapla ilgili.
İlk bölüm bırakma mekanizması ve duyguların anatomisi ile ilgiliydi. Ve ilk darbeleri burada yemeye başladım. Sonrasında tek tek duygularla ilgili bölümler gelmeye başladı:Bezginlik ve depresyon,yas,KORKU-SUÇLULUK, ARZU,ÖFKE,GURUR.. Mesela gururun olumsuz bir duygu olduğunu kabullenmekte bir süre zorlandım.Sonrasında olumlu duygular gelmeye başladı:cesaret,kabul,SEVGİ,HUZUR..
Ben tüm bunları okurken bölüm sonlarına ya da beni etkileyen bir paragrafın yanına sürekli şunu yazmaktaydım:Peki nasıl bırakacağız? Peki tam olarak nasıl bırakacağız? Bırakmanın tam yolu ne? Yanına ünlem,ünlem,ünlem!!!Özellikle kitaptan azami faydalanma çabam için ikinci kez kitabın üzerinden geçerken her bölümün özü olan ve birbirini kopya eden şu cümleyi fark ettim: “ZİHNİNDE NE TUTUYORSAN ONA MARUZ KALIRSIN!” Evet, insanın çooook çok karmaşıklaştırdığı, zorlaştırdığı her şeyin özü aslında o kadar sade ki.. İçinde öfke tutuyorsan öfkeye, suçluluk hissediyorsan nefrete, korku hissediyorsan suçlanmaya.. Ya sonra? Ne kadar çok SEVERSEN,SEVGİ doluysan o kadar SEVİLMEYE..
Ve şunu düşünmeye başladım:Ne zamandır böyleyim? Ne zamandır kendimi olumsuz duygu ve düşüncelere boğuyorum? Ne kadardır kendimi strese boğup bedenimi ve zihnimi hasta ediyorum? Cevap? Hep, hep böyleydim. Ve şu cümle beni iyice bir silkeledi:”ACI ÇEKTİĞİMİZ HER AN KENDİMİZE ŞUNU SORMALIYIZ:BU BEDELİ ÖDEMEYE DAHA NE KADAR GÖNÜLLÜYÜM?BUNA DAHA NE KADAR KATLANACAĞIM?”
Evet, hiçbirimiz buna katlanmak zorunda değiliz. Çünkü “HEPİMİZ RIZAMIZ OLMADAN BİLİNÇSİZCE OLUMSUZ PROGRAMLANMALARA MARUZ KALDIK,BUNLARI BENİMSEDİK. AMA ARTIK BUNLARI DURDURMAYI SEÇEBİLİRİZ.” “Yüksek seviye yaşam işlevleri aslında bizde doğuştan var ve doğuştan gelen hakkımız. Aslında doğal halimiz olan bu hâl,doğduğumuzdan beri zihnimizin maruz kaldığı programlamalar nedeniyle bizden esirgenmiştir.” Özümüzdeki sevgi dolu,özgür,yaratıcı,cesur yanımızın korku ve suçluluk duygusuyla çalındığını okuyup fark ettikçe -gerek ailemiz gerek toplum tarafından- önce aşırı öfke doldum sonra bu yanımı geri kazanabileceğimi gördükçe rahatladım. Ama düşünsenize korkunç bir iç sesle donatılmışız:Düşersin,hasta olursun,sana şunu yaparlar şunu derler..Bunu fark ettiğim andan itibaren çocuğuma şu “Hasta olursun.” lafını kullanmayı kestim.
Şu cümle içimizdeki duygu-düşünce kirliliğini çözmek için öneriliyordu: “BU DUYGUNUN KAYNAĞI İÇİMDEKİ ÇOCUK MU,EBEVEYN Mİ YOKSA YETİŞKİN Mİ?” Çok doğru değil mi? İçimizde bizi yargılayan, suçlayan korkunç iç ses kime ait? Tüm bunları normalimizde yaşamak ise çok korkunç ve üzücü.
Beden algımız, kendimizi bedenimizle çok fazla özdeşleştirmemiz ve onu korunacak bir nesne gibi algılayıp hastalıklara davetiye çıkarmamız, çeşitli salgınlara kendi zihin oyunumuzla yakalanmamız,hatta işte yaşadığımız kronik stres ve bastırılmış duygularla yarattığımız KANSER,bağışıklık sistemizi alt eden SUÇLULUK VE KORKU ve daha burada anlatamayacağım bir sürü farkındalık edindim. Tüm bunları hayatıma dahil edebilmeyi umuyorum. Ve şiddetle, şiddetle bu kitabı size de öneriyorum..
Kitabın iki önemli hatırlatması ve mottosu ile yazımı bitiriyorum:
“NE KADAR TRAJİK OLURSA OLSUN HER YAŞAM DENEYİMİNDE SAKLI BİR DERS VARDIR. ORADA SAKLI OLAN HEDİYEYİ FARK EDİP GÖREBİLİRSEK ŞİFALANMA GERÇEKLEŞİR.”
“DUYGULARIMIZ,GERÇEK BENLİĞİMİZ DEĞİLDİR.DÜŞÜNCELERİMİZ,DUYGULARIMIZIN AKLA BÜRÜNMÜŞ BİTMEK BİLMEYEN HÂLLERİDİR.” Ve duygularımız da düşüncelerimiz de geçip giderler. “VE ONLARIN GEÇİP GİTMESİNE ZİN VERMEKTİR BIRAKMAK.”
Ve hep hatırlayalım:
”ZİHNİMİZDE TUTTUĞUMUZ ŞEYLERİ TEZAHÜR ETTİRİRİZ. SÜREKLİ DÜŞÜNEREK ENERJİ VERDİĞİMİZ ŞEYLER DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ ŞEKİLDE HAYATA GEÇER.”