Puan vermedi·200 syf.····Okunma: 08 Ocak 2023 10:40 Kitapla ilgili değil ama genel bir sorum var. Mesela kağıtların, kitapların yakıldığı, imamların asıldığı bir dönemde, birisi hem de hapishane de kitap yazıyor. Buna nasıl müsade edildi, bu zulüm altında nasıl yazabildi? Bu kitabın yazarı ve baş kahramanı Abdullah Galip Bergusi de kitaplar yazmış. Bu kitapta da kendi hayatını yazmış. Hem de zulmün hiç eksik olmadığı bir siyonist hapishaneden. Bunu nasıl becerebildiğini bi önsöz, bi dipnot vs olarak bari açıklasaydınız daha hoş olurdu.
Filistin ile ilgili daha önce kitaplar okudum. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi naraları atanların İsrail'e karşı nasıl sus pus olduklarını yıllardır biliyoruz. Daha önceki okuduğum kitaplarda meseleye bir Filistinli'nin gözünden, bir yahudinin bakış açısından bakma fırsatı bulmuştum. O okuduğum kitapların birinde bir yahudi baba şöyle diyordu "Gemilere binmemiz için silah doğrulttular, kucağımda iki çocuğum vardı. Ya binecektik, ya da oradaki herkes ailelerimizle birlikte ölecektik. Bırakıp geldiğim ülkede iş yerim, evim, 40 yıllık emeğim, komşularım ve akrabalarım vardı. Bu topraklar kime vaad edildi ise gelsin o yaşasın. Ben doğup büyüdüğüm topraklara hala dönmek istiyorum. Biz gelip yerleşmedik. Birisi biz yahudileri silah zoru ile dünyanın başka başka yerlerinden getirip, buralara yerleştirdi. Bırakın gidelim!" Şimdi siyonizm denen alçaklığı bitirmek isterken meselenin bir de bu yönünü görmekten gelmemek gerektiğini düşünüyorum. Kendi rızasıyla oraları terkedip eski atalarının yaşadıkları topraklara dönmek isteyenlere hoşçakal deyip gönderilmelidir. Bunun dışında kalan herkes siyonizm zulmünün bir parçasıdır. 1947 yılındaki sınırlara dönülmediği halde zülme karşı ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalıdır.
Bu kitapta da Filistin meselesine ve siyonizm alçaklığına bir direniş kahramanının gözlerinden bakıyorsunuz. Konuya merakı, ilgisi olanlara tavsiye niteliğinde bir kitaptır.