Bazen her şeyi geride bırakıp çekip gitmek isteriz. Arkamıza bakmadan, prangalara takılı kalmadan, sadece rüzgârın bizi savurup götürmesini isteriz. İshak da bu yolun yolcusuydu. Sadece gidecek cesareti yoktu. Ta ki üst katta oturan Jülide’nin banyosundan alt kata su sızdığı zamana kadar. İshak’ın amacı sadece suyun nereden kaçtığını bulup tamir etmekti. Kim derdi ki Jülide’nin yapmış olduğu resmi yorumladıktan sonra bir gün sabah erkenden arabaya binip uzaklara gideceklerini. Evet, evli ve iki çocuk babası bir adam bir sabah bekâr bir kadınla arabaya binip şehirden kaçtı. Günümüz sabah kuşağı programlarına konu olacak cinsten bir olay. Şimdi bu durumda hem İshak’a hem de Jülide’ye ayıplayan düşüncelerle, kınayan gözlerle bakar oldunuz. Mahalle sakinlerinin yaptığı gibi…
Gel gelelim bilmediğimiz tüm gerçekler bu sürecek yolculukta ortaya çıkıyor. Geçmişinden kaçan iki insanın kendini bulma yolculuğu. İshak’ın geçmişinde yaşadığı aile dramı ile, bir aileye sahip olabilmesine rağmen aile bağları kopmuş olan Jülide’nin yaşadıklarından kaçmak istemesi. Bu sürecek yolculukta iki kahramanımız da geçmişi ile yüzleşiyor. Geçmişimiz acaba bizim bildiğimiz kadarıyla mı geçmiş, yoksa bilmediğimiz şeyler de olabilir mi. Kitabın ilerleyen sayfalarında kafanızdaki tüm soru işaretlerini, iki farklı hayatı da ortak bir noktada birbirine bağlayarak cevaplıyor yazar. Son bölümlerde aldıkları kararı kabul etmesem de yazarın kalemine saygı duyuyorum. Kitabın finalini okurken, üzülmek ile mutlu olmak arasında gidip geleceksiniz. İki duyguyu da aynı anda yaşayacaksınız.
Kitaplarını severek okuduğum Tarık Tufan 'ın, bu kitabını da aynı hevesle okudum. Fakat her kitabın bir okunma zamanı olduğunu düşündüğüm için biraz uzun sürdü. Yazarın kitaplarını okumak isteyenlere bu kitap ile başlamalarını tavsiye ederim. Keyifli okumalar…