Oscar WildeDorian Gray'in Portresi
Roman: Dorian Gray'in portesi
Kişiler: Yakışıklığıyla ünlü Dorian, Hedonist bakış açısıyla bilinen Lord Henry, Ressam Basil Hallward,Sibyl Vane.
Düşünmekten korkmayan, körü körüne inanmak yerine çelişkilerle doğruyu bulcağına inanan cesaret sahibi okuyucalara gelsin o zaman incelemem.
Kitabı Türkiye iş Bankası yayınlarından okudum ama bu şekilde sansürlü olması üzücü ayrıca sansürsüz olarak filminide izleyebilirsiniz. Kitap 1890 yıllarda yazılmış. Roman hem geç Viktorya dönemi, Gotik bir örneği hem de bazı yönlerden çöküş ve estetizm ya da ''sanat sanat içindir'' anlayışıyla hedonist bir yaşantı izleyen Dorian'ın etrafında şekillenerek aktarılıyor. Basil'in Dorian'ın portesini yapması ve Dorian'ın Henry ile tanışması başlıyor. Dorian ve Lord henri arasında geçen birçok konuşmada epey aforizmalar mevcut bu yüzden okurken akıcı dile kapılmadan sindirerek okumakta fayda var. Hedonist bakış acısıyla sanata ve yaşama farklı bir bakış açısı mevcut. ''Fakat en yüreklimiz bile kendinden korkuyor. Vahşi yanımızı kesip atarak, kendi kendimizi inkar edip sakatladık ama o vahşi yanımız trajik bir hayata kalma mücadelesi vermeye devam ediyor. İnkar ettikçe cezalandırılıyoruz. Boğarak öldürmeye çalıştığımız içgüdülerimiz, Zihnimizi kuşatıp bizi zehirliyor. Beden bir kez günah işledimi günahla ilişiğini keser çünkü eyleme geçmek bir arınma biçimidir.''(sayfa23) oscar Wilde, bu tarz yerinde tespit aforizmalarla sadece duygularının esiri olup, sağduyusunu da yanlış yönlendiren insanları epeyce eleştirilmiş . ''Bu bir çelişki mi? diye sordu Bay erskine. Bence de değil Gerçeğe giden yol çelişkiden geçer bir bakıma. Gerçekleri, cambazların yürüdüğü ipin üzerinde sınamalıyız. Eldeki veriler ancak akrobata dünüştüğünde onlar hakkında hükümde bulunabiliriz.'' manüpüle kabiliyeti epey iyi olan Henry yaratığı çelişkilerle kişinin kafasında şüpheye sebeb olmakta ve bu şekilde doğru kabul edilen birçok olayda tamamen doğrunun olmadığına değiniyor. 1890 var olan toplum tarafından doğru kabul edilen bakış açısının dışına çıkarak toplum ve sanata bakış açısı eleştirilmiş romanı okuduğumda ruhunu satan ''Faust'' (GOETHE)Rönesans mitlerin benzeri bir versiyonu olduğunu düşündürdü bana.
Arzularının esiri olan Dorian'ın sonunda hedonistliğinin kurbanı olmuş. Dorian öldükten sonra resmin eski halini alması aslında sanatın sonsuza dek süreciği belirtiyor. Sanataki güzelik anlayışının özgür ve amaçsız oluşuna dikkat çekilmiş.
Toplumda asla değiştirilemez kabul edilen ahlak ve statü kavramları dışına çıkarak sanata farklı bakış açıyla bakmak elbetteki farklı ve çoklu bakış açılari kazandırıyor. Çelişkili afrorizmalarla bu durumun eleştirildiği görülmektedir. kitabı okurken neden bilmiyorum neflixte yayınlanan ''Lucifer'' filmi geldi hep aklıma ayrıca Fransızca ''meimuna la tristesse du diable'' şarkısı dinlemenizi tavsiye ederim. Fransızca şarkılarda bile ayrı bir felesefe var.
youtube.com/watch?v=obR4JMe... çevirili haliyle izleyebilirsiniz.
Evet hedonist bakış açısı ve genel anlamda birçok kötülüğün temeli gibi görülen şeytan'a aslında daha farklı bakış açılarıyla ele alınmış farklı tarzda benzer ve çok iyi eserler.
Keyifli okumalar ve izlemeler.