·520 syf.····Okunma: 17 Ocak 2023 23:08 Martin Eden seni çok sevdim, kendimi sana çok benzettim. Tutkunun insana neler yaptırabileceğini, insanın kendini gerçekleştirebilme arzusunun içsel dinamiklerini nasıl etkilediğini gördüm. .
İnsanoglu herzaman üst kademede yaşayan unvanlı insanlara özenir özelliklerde potansiyeli olan insan kendisinden üst sınıfta olan biriyle karşılaştığı zaman o sınıfta ki insana herzaman hayran olmak onun gibi olmak ister. Potansiyeli olan insan için artık o kutsaldır. Martin Eden Ruth'un evine ilk gittiğinde ailesine hayran olur. Kendi bulunduğu işçi sınıfını yaşadığı sosyal statuyü beğenmez. Bende onlar gibi olacağım diye düşünür ve Rutha aşık olur, bence aşk değil bu hayranlıktır.
Kendini geliştirmeye başlar, kütüphanelerden çıkmaz, gece gündüz okur gunde 3,4 saat uyur. Geriye kalan zamanın hepsini gelişimi için harcar. İşçi sınıfından gelen eğitim temeli olmayan biri peki günlük geçimini nasıl sağlayabilir ? Mantıken çalışmazsa geçimini sağlayamaz, çevresindekiler tarafından tembel hayal perest diye damgalanır. Kısacası fakirin evladı fakir olmaya mahkumdur, zenginin evladı ise zengin olmaya. Tarih boyunca bu durum böyledır.
Martin, Rutha olan aşkı ve hayranlığı sayesinde çalışır didinir bilgisi ve görgüsünü arttırır. Hayran olduğu üst sınıfın aslında gözünde büyüttüğü kadar kutsal olmadığı basit fikir ve tabiyete ait olduğunu görür lakin Rutha olan aşkı gözünü kör etmiştir.
Martin, Rutha olan aşkını ve başarılı olduğunu kanıtlamak için yazar olmak ister. Böylelikle işçi sınıfı genlerinden kurtulacaktır. Çok çaba harcar, kimse ona inanmaz yazılarını türlü türlü yayıncılara gönderir, ancak hiç birinden dönüş olmaz, bu sıradada Ruth ile nişanlanmıştır. Ruth kendi sınıfsal baskısıyla Martinin düzgün bir işi olmasını ister kısaca kendi sınıfal kalıplarına sevdiği adamı benzetmeye çalışır. Ona güvenmez.....
Ah kadınlar insanı önce severler daha sonrada sevdiği adamı değiştirebilmek için ellerinden geleni yaparlar. Erkeklerin hayallerinin arkasında durmazlar. Martin gün gelir beş parasız kalır ancak hedeflerinden vazgeçmez. Ruth ise ona güvenmediği toplumsal normlarına uymadığı için ayrılır.
Artık Martinin çalışmalarının meyveleri toplanmaya başlamıştır. Tanınmış bir yazar olmuştur. Aç kalması gerekmez, herkes onu sofrasında görmek ister artık ancak bu insanların arasına girdikçe örnek aldığı insanların yapmacıklığını görmeye başlar. Başarılı olmuştur ancak herşey ve herkes anlamsızlaşır onun için. Martin artık eski işçi sınıfı alışkanlıklarına dönemez hayal ettiği yaşantısını ise kabullenemez. Martin artık kazandıkça, aslında çok şey kaybettiğini anlar. Hayalinin içinde kaybolur; yaşama sevgisini, inancını yitirmiştir. Geçmişte denizci ve çete lideri olduğunda daha mutlu olduğunu dehşetle farkeder. Bildikçe, yükseldikçe tükenmiştir martin eden...
Üniversitede öğrenciyken; unvanı olan hakimle, kaymakamla müfettişle yada bir vekille tanıştığım zaman onlar gibi olmak isterdim. Onlara özenirdim sanki bana onlar ulaşılamaz varlıklar gibi gelirdi, şimdi ise bürokrasi dişlisinin bir parçasıyım sadece, gözümde büyüttüğüm gibi değilmiş hayat. O gözümde büyüttüğüm insanlar aynı Ruth'un ailesinin evine gelenlere benzeyen şahsiyette insanlarmış. Bana göre Martin Edenin en büyük hatası ben ne oldum deyip insanların aklını küçük görmesi ve bu yüzden zihnen çöküş yaşamasıdır. Jack London yarattığı Martin Eden karakteriyle hafızalarda her zaman iz bırakacaktır....