Günden Kalanlar Günden Kalanlar artık bitmiş bir ihtişamın anısında varoluşunu korumaya çalışan ‘tekerleğin göbeği’ndeki son başuşaklardan Bay Stevens’ın, yeni işvereninin ona ‘zorla’ verdiği bir gezinti izninin anlatısıdır. Bay Stevens’ın yıllarca hizmet verdiği Darlington Malikanesi’nin yeni sahibi Bay Farraday, Bay Stevens’a göre ingiliz gelenek ve göreneklerine tam uyum sağlayamamıştır ve ilerleyen sayfalarda görüleceği gibi asıl uyumsuzluk aslında Bay Stevens’ın artık eski günlerin kalıntılarında yaşamasıdır. Bay Farraday bunu hisseder ve kendisinin de bir seyahate çıkacağı dönemde Başuşak Stevens’a ufak bir seyahate çıkmasını salık verir. Başuşak Stevens iş yoğunluğundan dolayı yaptığı mesleki hataları gidermek için bu izni fırsat bilir ve eski kahyalardan Bayan Kenton’ı tekrardan malikaneye çağırmak için yolculuğa çıkar. Gerçekte Başuşak Stevens’in bu yolculuğu, kendi geçmişine olan yolculuğu olur.
Kitap, 1956 yılında, Başuşak Stevens’ın artık başuşaklık mesleğine yıllarını vermiş olduğu için vazgeçemediği saplantılarıyla başlar. Seneler sonra hala işi ile ilgili ufak tefek hataların bunalımında olduğu okuyucuya hissettirilir. Bu saplantılar aslında Başuşak Stevens’ı basit bir kişi olarak gösterir. Gerçekten de Başuşak Stevens anılarında seyahat ederken birey olarak nihai hedefinin basit bir temel üzerinde kurulu olduğu görülmektedir: ‘vakur’ olmak ve bunun getirisi iyi bir başuşak olmak. ‘Vakar’lığın ne olduğuna Başuşak Steves ciddi bir biçimde kafa yormaktadır ve anlatısında vakarlık üzerine olan karşıt görüşleri tartışmaya açarak onun için önemini okuyucuya vurgular. Ama ne kadar çok ’vakar’lık üstüne konuşsa da vakarlığın ne olduğu basittir: her ne olursa olsun görevini aksatmamak, kişisel durumunu işine katmamak. Kendisini de vakar sahibi olarak gören Başuşak Stevens’in basit bir konu üzerinde çokça durması aslında onun hayatını verdiği başuşalık mesleğinde başka sarılabileceği bir varoluş amacının olmamasından kaynaklanmaktadır ki Başuşak Stevens kitabın sonlarına doğru birey olarak hayatta tekrar kendini konumlandırdıkça ’vakar’lık tanımı da değişmektedir. Çevresindeki insanların ilişkilerini, duygularını ifade edişlerini, birbirleriyle şakalaşmalarını gördükçe duyguların korkutucu olmadığını görür ve içinde bulunduğu duygusuz makineyi atmaya, duygulu kompleks bir insan olmaya, zor olacaksa da yeni işvereni Bay Farraday ile ufak tefek şakalaşmaların pratiğini yapmaya karar verir.
Evet, Başuşak Stevens duygusuz ve bunu marifet, kendi ifadesiyle ‘vakar’lık olarak gören bir adamdır ve bu durum kitap boyunca hissedilir. Başuşak Stevens geçmişine yolculuğunda birçok olayı anlatır ama çok nadiren duygularından bahseder. Bahsettiği zaman ise temkinli davranır: Kederlendiğini söyler fakat ‘‘itiraf etmeye çekinmiyorum’’ demeyi de ihmal etmez. Kitabın sonlarında ise Başuşak Stevens saplantılarından, yıllarını verdiği hayat görüşünden kurtuldukça duyguları ile barışık hale gelir ve duyguları için ‘neden itiraf etmeyeyim’ diyerek dönüşümünü okuyucuya belli eder. Bu belli ediş aslında Başuşak Stevens’ın ‘vakar’lığın ne olduğuna dair saplantılı fikirlerinin zincirinden kurtuluşu olarak okunabilir. Çünkü Başuşak Stevens’ın dönüşümü bir değişimden ziyade zincirlerden kurtuluş, bir rahatlamadır. Bankta otururup iskelede toplanan ehli keyfi izlerken artık geçmişin geçmiş olduğunu, ne yapardık ne yapamazdık bunları düşünmenin anlamsız olduğunu düşünür ve geçmişin zincirlerinden bir kopuş başlar.
Eğer Başuşak Stevens’a göre iyi bir başuşak olmak istiyorsanız duygularınızı işe karıştırmamanız ve her ne olursa olsun işinizi aksatmamadan yapmanız gerekir. Başuşak Stevens kendine karşı tutarsız davranmaz, vakur davranır, kendini ‘vakar’ sahibi, başuşaklığın en yüksek mertebesinde görür ve gerçekten de öyledir çünkü hayran olduğu ve kendisi gibi bir başuşak olan babasının ölümünde en ufak bir duygusal tepki vermez ve aşağı kata inerek toplantıdaki beyfendilere servis vermeye devam eder. Üstelik babasının ölümünü işine engel olarak görmekle kalmaz ayrıca babası için gelen doktoru sanki oradaki başka bir beyfendiye gelmiş gibi göstererek kutsal başuşaklık mesleğine ister istemez pay çıkarır. Kahya Bayan Kenton’ın babasını ismi ile çağırmasını tasvip etmez ve ondan babasını ‘bey’ diye çağırmasını ister. Bu durum aslında Başuşak Stevens’ın babasına saygısından değil, hayatını verdiği başuşaklık mesleğine verdiği önemden gelmektedir. Babasının artık güçten düştüğünü de babasının sağlığından ötürü değil bir başuşağın güçten düşebileceğini düşünmek istemediğinden kabul etmez. Zaten babasının sağlığının önemi babası olmasından ötürü değil evdeki işlerin aksayacağından ötürü önemlidir. Başuşak Stevens bunun farkında değildir ama bildiği şey, aynı kendisi gibi düşünen ve başuşak olan babasının da böyle davranmasını isteyeceğidir. Bu sebeple babası öldüğünde yanına çıkmaz, onun yerine babam olsaydı her ne pahasına olursa olsun işimi aksatmadığımı görerek gurur duyardı düşüncesiyle kendini rahatlatır. Babasının ölüm tarihi olan 1923 Mart gecesini de babası öldüğü için değil işini aksatmayıp ‘vakur’ duruşunu bozmadığı için unutamaz. Farkında olmadan bir kısır döngü içinde bulunan Başuşak Stevens, sergilediği davranışları babasından alabileceği geri dönüşlerle besler ve aynı davranışı sergilemeye devam eder ta ki babasından başka kişilerden de geri dönüş alana kadar.
Başuşak Stevens’ın bu duygusuzluğu başka kişilerin de dikkatini çeker. Bay Cardinal, Başuşak Stevens’a eve gelen kimdir, ne konuşurlar hiç mi merak etmiyorsun diyerek Başuşak Stevens’ın duygusuzluğuna şaşırır. Ama aynı zamanda da ona olan hayranlığını gizlemez. Başuşak Stevens aslında dendiği gibi duygusuz değildir. Duygularını çok iyi gizleyebilen bir profesyonel başuşaktır. Kendinden konumca yukarıda biriyle konuşurken öznel hiçbir yargıda bulunmaz. Efendim diyip söylenenleri çoğunlukla onaylamaktan ileri gitmez. Kahya Bayan Kenton gibi kendi ile aynı konumda biriyle konuşurken ise kişisel hiçbir konuya girmez: ’Vakar’lığını yitirmemek için işle ilgili konulardan konuşur. Bayan Kenton güzel hizmetçiler ile ilgili konu açarken de Başuşak Stevens heyecanını inkar etmeye çalışarak konuyu değiştirmeye uğraşır. Başuşak Stevens düşünceleri konusunda yalnızdır, anlaşılmaz, çünkü en yakınlarından biri (ve aşık) olan Bayan Kenton da duygusuzluğuna şaşırır ve Başuşak Stevens’ın duygularındaki örtüyü kaldırmak için duygu sömürüsü yapmaktan kendini alamaz.
Sabit fikirlere sahip basmakalıp bir başuşak olan Başuşak Stevens’ın Lord Darlington ile olan ilişkisi de kitap boyunca kendi dönüşümü için çeşitli ipuçları verir. Başuşak Stevens işverenine karşı hiçbir zaman hizmette kusur etmemeye çalışır ki bu durum saplantılı bir bağlılığa dönüşmüştür. Başuşak Stevens Lord Darlington’nun her zaman en iyisini isteyip yaptığını düşünür. Fakat kitapki farklı karakterlerden ve olaylardan bunu tersi durumun da olabileceği görülür. Lakin Başuşak Stevens Lord Darlington’un hata yaptığına dair düşünceyi başuşak mesleği ile bağdaştıramaz ve onla ilgili olumlu yargılarını değiştirmek istemez. Ta ki geçmişine döndükçe hayatını başka karakterler aracılığıyla sorguladıkça kendi ile ilgili değişimlerle paralel olarak Lord Darlington’un da iyi niyetine rağmen hata yapmış olabileceğini düşünmeye başlar. Yavaş yavaş saplantılarından kurtularak duygularını görmeye başlar Lord Darlington ile olan ilişkisi de bundan payını alır.
Varoluşunu anlamlandırmaya çalışan her insan gibi Başuşak Stevens da mesleğini varoluş amacı seçerek yıllarını buna vermiştir. Başkaları için öyle olmasa da başuşaklık onun için çok yüce bir mertebedir. Avrupa’yı etkileyecek birçok karar çalıştığı evde alınmaktadır ve o da o önemli insanlara hizmet ederek yarar sağladığını düşünmektedir. Başuşak odasının önemini tıpkı bir komutanın karargahı gibi tanımlar. Ne olursa olsun işinden taviz ermez. İngiliz malikanelerinin artık tarih olmasıyla yıllarını verdiği mesleğindeki dönüşümle yüzleşmek zor gelir ve hayatının nihai amacını anılarında yaşatır. Geçmişteki kişiler ile tekrar yüzleşir ve kendi için haklılık arayışında bulunur.
2017 Nobel Edebiyat Ödüllü Yazar Kazuo Ishiguro, Başuşak Stevens’ın anılarına yolculuğunu samimiyetle anlattığı bu romanında duygulardan bahsetmeyip duygusal bir hikaye ortaya koyarak kaleminin gücünü göstermektedir.
Günden Kalanlar, Kazuo Ishiguro, YKY
Kazuo Ishiguro