Bir yazar düşünün!
Gözlerini bağlayıp bir kitaptan okur gibi yardımcısına dikte ederek, trans metoduyla yazan.
İran’ın önemli kadın yazarlarından Gazale Alizade’ni 1999 yılında İran’da “Yirmi Yılın En İyi Kurmacası” ödülünü alan “İdrisîlerin Evi” ile geldim bugün.
Kendi halinde yaşayan ev ahalisiyle dışarıdan bakınca oldukça normal hatta sıradan görünen bir ev burası.
Tıpkı Tolstoy’un ölümsüz eseri #annakaranina’da dediği gibi : Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır."
Bastırdıkları kırgınlık ve acı, ertelenen tüm hesaplaşmalar bir kriz anında karşılarına çıkıyor.
Ama nihayetinde “Kaos bir evde birdenbire ortaya çıkmaz; ahşap oymalar, nevresim kıvrımları, panjurlar ve perde pileleri arasında usulca birikerek, kapıdan esip gelen bir rüzgârla savrulmayı bekleyen tozlar gibi pusuda bekler.”
İdrisîler için de olaylar tam olarak bu minvalde gerçekleşiyor.
Aidiyet metaforu üzerine kurulu olan roman, İdrisî ailesinin evinin komünal bir sisteme devredilmek üzere işgal edilmesini konu ediniyor.
Zeynep Özel’in çevirisini yaptığı eser hayatını araştırdığım Alizade’nin hayatından da izler taşıyor.
Onu en çok etkileyen yazarlardan birinin #sâdıkhidâyet olduğunu öğrendiğimde hiç şaşırmadım.
#zeynepözel kitaptaki sonsözde Gazale’nin nasıl öldüğünü anlattığı cümlelerde boğazım düğümlendi.
Kanlı bir devrime sahne olan kent…Büyük değişimler yaşayan toplum …Aşk, dostluk, düşmanlık, hırs, çaresizlik, cesaret ve erdem.
Burası sadece işgal altında bir ev değil burası #kesişenyazgılarşatosu
“İlk kez Türkçeye kazandırılan” İdrisîlerin Evi, gerek hacimce gerek içeriğiyle gerçekten #büyükroman
İdrisîlerin Evi