Gönderi

Yaşamı Kullanma Müziği
Dinlediğim müzikleri hep beni veya ben sandığımı bana anlatanlardan  seçmişimdir, tıpkı ayna gibi. Ama bazı zamanlar isterim ki, benden bilge birisi gelip kendisini anlatsın bana müziğiyle. Büyüleneyim. Kendi hayatıma yansıtabileceğim bir şey bulabileyim. Buldum. Sözcükleri kullanmadan o kadar çok şey anlattı ki, hem zihnimde canlandırdım onu hem de anlattıkları zihnime kazınana kadar dinledim. Bir eski zaman insanı... Hayır, bir padişah değil; prens, prenses, bilindik önemli bir isim değil. Tıpkı izlediğimiz filmlerde, mum ışığıyla aydınlatılmış bir mekanda, arka masalarda fötr şapkasıyla hafifçe yüzünü kapatmış bir figüran. Sadece bir figüran ama. İnsanlar ön masadakilerin filmini izleye dursun, o figüranı dinlemeye başlıyorum: youtu.be/M57Fi19vcSI İlk bir dakika... Karşısına oturuyorum. Yavaşça şapkasını yukarı kaldırıp bana bakıyor. Sadece bakıyor. Gizemli havayı bozmasını bekliyorum, belki o da benden bekliyor. Ve sessizliği bozup anlatmaya başlıyor... (1.03- 2.25) Doğumu, çocukluğu, gençliği... Hemen her insanın başına gelebilecekleri, insanlar arasında görünmez bir biçimde yaşayıp, kendi yaşamının ihtişamlığını bir tek kendisinin bildiği... Olmuş acılar, olabileceğini düşündüğü kaygılar, başardıkları, başaramadıkları, hayatına anlam katanları, unuttukları, unutuldukları... Hepsini tutkuyla ve ilk zamanlarındaki heyecanıyla... Her saniyesini hissederek, bazen acıyla bazen tatlıyla... Bazen de bir o yana bir bu yana savrularak... Ama hiç durmadan ve devam ederek... Hayatıyla dans ediyormuşcasına... (2.25- 2.58) Ve tüm bunlardan sonra yorulduğunu anlamış. Zarif bir hüzünle geri çekilmek istemiş birkaç adım. Ama pes etmek için değil, dinlenmek ve sonrasında yine devam edebilmek için. Çünkü buymuş hayat ve güçlü olmak da hiçbir zaman yorgun olmamak, kırılmamak, hüzünlenmemek, üzülmemek, öfkelenmemek demek değilmiş. Böyle anlarda, zaten bulunduğu filmin içinde figüranken, biraz da kendi hayatının figüranı haline gelip, bi masada kahvesini yudumlayarak dinlenip, etrafı dışarıdan gözlemlemekmiş... Kahve çok güzelmiş, içer miymişim diye soruyormuş. (2.58-3.39) Tekrardan hayatın içine girmiş. Yeni hedefler, yeni insanlar, yeni mekanlar... Ve tekrardan küçük heyecanlar, tutkular... Yeniden heyecanlandıran bir insan, bir olay... Sadece birkaç küçük adım yeterliymiş başlayabilmek için. (3.39-3.53) En önemlisiymiş: mizah. Güldüremeyebilirmişim her zaman ama gülebilmeliymişim. Gülmeyi bilmedikten sonra çok da bi anlamı kalmıyormuş yaşadıklarının. Çünkü keyifli olduğunu ruhuna anlatabilmenin yanı sıra, bedenine anlatabilmenin kısa ve kesin yoluymuş gülmek. (4-14-5.20) Ve bana doğru eğilip direkt gözlerime bakmış bu fötr şapkalı insan. Yolun sonuna doğru yaklaştığımda ve geriye baktığımda, her ne yaşadıysam sahip çıkabilmeliymişim yaşantıma. İyi veya kötü her ne yaşadıysam, üstüne basa basa "benim" diyebilmeliymişim. "Ben yaptım, ben yapamadım" diyebilmeliymişim. Sıradan bir hayatın ihtişamlılığı burada gizliymiş: hayatını yalnızca kendine kanıtlama özgürlüğü. (5.20- son) İlginçtir, burada sesi kısıldı bu eski zaman insanının. Ne anlattığını bilmiyorum. Dudaklarını da okuyamıyorum... Belki de burada söylediklerini duymanın henüz zamanı gelmemiştir. Ama o zaman geldiğinde, bu yazdıklarımın kaybolmuş olmasını istemiyorum. Tekrar okuduğumda, dediklerini ne kadar doğru anlamışım veya ne kadar yanlış anlamışım, ölçmek istiyorum. Biliyorum, ben yine bana söylüyorum ama bir farkla: birkaç dakika önceki eski zaman Atiye'sini dinleyerek. Yine de o gün geldiğinde şunu diyeceğimi biliyorum: "benim, ben yaptım, ben yapamadım" Ve ön masanın yakınlarından bir ses: "Kestik" 🎬
1000Kitap
··
448 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Denk geldikçe okuyorum bu etkinlikteki paylaşımları. Şimdiye kadar okuduklarım içinde en beğendiğim bu oldu. "Sıradan bir hayatın ihtişamlılığı burada gizliymiş: hayatını yalnızca kendine kanıtlama özgürlüğü." 👍Kaleminize sağlık..
Atiye
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim :) 🙏