"Ama maddi zevkler kötü bir şey değil ki!"
"Haklısın. Ancak sorun, olduğun kişiyle maddi kazançlarını birbirine karıştırman. İnsanların seni başarın için mi, temsil ettiklerin için mi ya da seninle arkadaşlık kurmanın çıkarlarına uygun olduğu için mi sevdiklerini bilmiyorsun. Büyük maddi imkânlara sahip olmayanların kendilerini sizin arenalarınızda güvende hissettiklerini mi düşünüyorsun? Hiç zannetmiyorum. Umutsuzca, toplumda kendilerine asla verilmeyecek bir yer edinmeyi bekliyorlar. İşin paradoksal yanı şu ki zengin olanlar da kendilerini güvende hissetmiyorlar. Hep daha fazlasını istiyorlar. Sevgi istiflediklerini sanarak daha fazla para, daha fazla güç, daha fazla itibar peşinde koşuyorlar. Zenginliğiniz dışarıdan ne kadar belli olursa o kadar dostunuz olacağını zannediyorsunuz."
Eğer Matteo'nun tekrar yoluna çıkması gerekiyorsa buna hiçbir şey engel olamaz, inan bana."
"Onu koskoca Himalayalar'da nasıl bulabilirim ki? Bu Everest'in zirvesinde deve aramak gibi bir şey!"
"Bunu düşünme! Hayata güven, yeter. İste ve oluruna bırak."
Ben üstün bir zekâ gerektirdiğinden emin bir biçimde bütün gün birtakım kâğıtlarla uğraşırken, otuz beş yıldır tek başına işleyen bedenim her nefes alışımda bir mucizeye imza atıyordu.
Kâsen şimdi dolu mu?"
"Dolu, bu defa bundan eminim! Üstelik gayet de düzenli!"
Kâseyi elimde çevirerek farklı taşların oluşturduğu rölyefe baktıktan sonra ona uzattım. Onu iyice inceledikten sonra masanın üzerine bırakıp bir kenarda beklettiği iki fincan kahveyi üzerine boşalttı. Gülmeye başladım.
"Sıvı neyi temsil ediyor peki?"
"Hiçbir şeyi. Sadece sana hayatın ne kadar dolu olursa olsun her zaman dostlarınla bir kahve içecek vaktin olduğunu hatırlatıyor."