Matt Haig Gece Yarısı Kütüphanesi ilgi çekici başlığıyla sizi kendisine çekiyor. Daha kapağını açar açmaz bir maceraya atılacağınızın ipuçlarına bulanıyorsunuz. Kitap kendisinden ve hayatından memnun olmayan 36 yaşındaki bir kadının intiharına sayaçlarla başlıyor. Nora'nın yaşadığı olumsuzlukların damla damla sel oluşunu ve onu nasıl intihara sürüklediğini görüyoruz. Londra'nın Bedford ilçesinde küçük bir apartmanda yalnızlıkla yoğrulmuş bir halde hayatına devam ettirmeye çalışıyor. Üst üste gelen kayıplar onu içerisinde bulunduğu yaşamdan daha da yabancılaştırıyor. İntiharından sonra ölmeyip arafta yani "Gece Yarısı Kütüphanesi"nde sıkışıp kalıyor. Sınırsız sayıda yemyeşil paralel yaşamlarıyla dolu olan bu kütüphanedeki tüm ağırlığı gri bir pişmanlıklar kitabı taşıyor. Pişmanlıklarını düzelttiği yaşamlara giriyor, "ya olsaydı" dediği hayatları yaşıyor, olmak istediği ve istemediği her şeyi oluyor. Yine de hiçbir hayatında tutunamıyor, tekrar kütüphaneye dönüyor.
Okurken siz içine çeken bir yapısı var. Yaşamlar ardı sıra gerçekleşirken siz de Nora ile birlikte girdiği yeni dünyayı anlamaya çalışıyorsunuz. Nora ile beraber bir müzisyen, köpek bakıcısı, olimpik sporcu, buz bilimci, şaraphane sahibi oluyorsunuz. Kolay okunabilir akıcı dille yazılmış kitabın bendeki tek eleştirisi kolay tahmin edilebilirliği. Kitabın yarısında sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Hollywood'un filmini çekebileceği ve üzerinden milyon dolarlar kazanabileceği bir senaryosu var. Amerikan filmlerinin klişeliğini yansıtan bir türden. "Hala umut var." temasıyla biraz daha iyimser yazılmış. Beni ne kadar meraklandırsa ve hızlı bir şekilde okumama neden olsa da 5-6 yıl önce okumuş olsam beni daha çok etkileyecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bu benim tabii. Gece Yarısı Kütüphanesi