·220 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Ocak 2023 22:24 Uğultulu Tepelerden sonra Brontë kardeşleri okumak için neden bu kadar bekledim diye bayağı hayıflandım. Ortanca kardeş Emily'i okuduktan sonra planım aslında Jane Eyre'i okumaktı, ama nedenini bilmediğim şekilde küçük kardeş Anne Brontë ile buluştum.
Hikayemiz, babasının yaptığı yatırımlar suya düşünce ailesine destek olmak için mürebbiye olarak çalışan Agnes Grey'in öyküsünü bizlere sunuyor. Aslında hikaye için yazarın otobiyografisi diyebiliriz. Yazar da mürebbiyelik yapmış ve mesleğinde ki izlenimleri Agnes Grey'de kaleme almış.
Agnes mesleğine hevesle başlasa da karşılaştığı aileler, ne kadar bir zor yola başladığının canlı kanıtı oluyor. Baktığı çocuklar değiştikçe toplumun farklı kesimleriyle karşılaşıyor. Bu kadar farklı insanla bir araya gelmek karakterimize çok güzel tecrübeler kazandırıyor.
Kitabın diline gelecek olursam, Anne ablası Emily'den daha yalın bir anlatım tercih ediyor. Belki bu hikayenin otobiyografi olmasından kaynaklıdır ama Uğultulu Tepelerde ki ruhumu saran o muazzam Edebiyat rayihasını, bu Brontë
kardeş de hissetmedim.
Yazar sanırım mürebbiyelik yaptığı dönem de karşılaştığı çetin durumlara karşı duyduğu isyanları mecburen içine attığı için, bu isyanları kaleme alarak dile getirmiş ve toplumun içinde bulunduğu yanılgıları aktarmış.
Brontë kardeşler macerasının en hafif duraklarından biri olan Agnes Grey bence bu güzide yazarları okumaya başlamak için harika bir başlangıç olacaktır...