·520 syf.····Okunma: 19 Ocak 2023 21:22 Jack London, yarı otobiyografik romanı olan Martin Eden ile mücadelenin aşkını, yorgunluğun kaçınılmazlığını biz okurlara sunmuş.
Kitabı özetlemek gerekirse;
Kahramanımız Martin Eden bir denizcidir. İri yapılı, kuvveti yerinde, tabiri caizse kaba saba bir adamdır. Bir gün, burjuva sınıfına ait bir yabancıyı kavga esnasında kurtarır. Kurtarılan adam bunun karşılığında onu evine davet eder ve tüm hikaye o eve atılan ilk adımdan sonra başlar. Martın gördüğü görkemli ev karşısında adeta büyülenir. Zira gördükleri, duydukları ve okudukları kadarıyla bildiği şeylerdir. Kurtardığı adamın kardeşini gördüğünde ona aşık olur. Kadının saf güzelliği ve naifliği onun ilgisini çeker. Martin, o evdeki insanlar gibi bir hayat yaşamak, sevdiği kadına yaraşır bir adam olmak ister ve bu isteğin ateşini taşır yüreğinde. Sevdiği kadındaki zarafet ve kendisindeki kabalık çok tezattır ve o bunu değiştirmek ister. Ruth, edebiyat öğrencisidir. Bilgisi ve konuşmalarıyla, Martinde onun gibi olabilme isteği uyandırır. Martin artık sürekli okuyan, okudukça bilgi açlığı artan bir adama dönüşür. Gün geçtikçe gelişir, her şeyiyle farklı bir adam olmaya başlar. Ruth ondaki bu değişmenin kaynağı olmaktan büyük haz duyar ve Martin'e aslında kendi yarattığı bir eser gözüyle bakar içten içe. Martin kendindeki değişimden oldukça mutludur. Bir gün o evdeki insanlar gibi saygın biri olabilmeyi arzular. Sürekli okur ve hatta işler öyle bir hâl alır ki, Martin günde 5 saat uyuyan, uykusunda bile kitaplarıyla yaşayan bir adamdır artık. Bu uğurda çok zorluk çeker, yoksulluğu onu günden güne tüketir. Yeni keşfettiği bu dünyanın onda yarattığı hisleri ve doluluğu yazıya dökmek ister ve yazmaya başlar. Artık hayali yazar olmaktır.Yazılarını birçok yayınevine yollar lakin hiçbirine olumlu dönüş sağlanılmaz. Ruth ile birlikte bir yola girmişlerdir fakat ne Ruth ne de diğerleri onun bu işte başarılı olacağına inanmaz. Yayınevlerinin olumsuz dönüşleri de insanların inançsızlığı da Martin'i yıldırmaz. Zira Martin, içindeki ışığın farkındadır ve bu yolda emin adımlarla yürür. Mücadeleyi asla bırakmaz ve inancı her zaman sağlamdır.Aylar geçer ve hâlâ bir gelişme yoktur. Yüzlerce yazısı ret edilir. Daha sonra, hayatında önemli bir iz bırakacak olan bir adamla tanışır. Onunla farklı bir bağ kurarlar ve Martinin derinliğini anlayıp görebilen tek insan odur. Martinin bu sonuç vermeyen yazarlık çabaları, Ruth ile onu ayrılığa götürür. Sonrasında da çok sevdiği dostunu kaybetmesiyle hayata olan heyecanını yitirir. Ve hayat, Martin en dipte olduğunda sunmaya başlar güzelliklerini. Birkaç yayınevinden olumlu dönüşler alır lakin Martin için artık hiçbir anlamı kalmamıştır. Gün geçtikçe tanınan, yemeklerde olmazsa olmaz isim haline gelmiştir. Martin bu ilgiyi asla anlayamaz çünkü kabul edilen tüm yazıları, eskiden yazdığı yazılardır. Şu an herkesin beğendiği o yazıları yazdığında Martin şu anki ününe sahip değildir. İnsanların şöhrete ve paraya verdikleri bu değer ona oldukça anlamsız gelir. Herkesin suratına, o yazıların eskiden yazılmış olduğunu haykırmak ister. Ona tekrar geri dönen sevgilisini anlayamaz. Herkesin şu an övgüler yağdırdığı eserleri, zamanında umutsuzca okumuştur Ruth. Para kazanacağı bir işe girmesi için oldukça üstelemiştir. Şöhret olduktan sonra gelen bu ilgiyi sindiremez. Tüm bunlar yaşandıkça Martin giderek kendi kabuğuna çekilmeye, anlamsızlıkların içinde kendini yitirmeye başlar. İstediği konumdadır fakat içinde istemediği acılar vardır. Çok yorgundur ve bu yorgunluğa bir gün kendi elleriyle son verecektir.
Martin Eden, azmiyle ve doymayan öğrenme arzusu ile içimizi umutla doldururken, inançsızlıkla karşılaştığı her yerde onun yanında olabilme isteği uyandırıyor bizde. Onun derinliği, yeterli dikkati veremeyenlerin anlayamayacağı bir seviyededir.
Jack Landon'ın kaleminden okunmaya değer bir kitap.