Her yeni güne başlarken, sabah kalktığımda yapacaklarım bellidir. Bana verilen kılavuzda yazanları harfiyen yerine getiririm. Yatağımı nasıl toplayacağım, pijamalarımı nereye kaldırcağım, kahvaltım, tüm gündelik işlerim bellidir. Çünkü ben başka türlü yaşayamam.
O kadar şaşkınım ki dünyaya karşı, annem artık baş edemedi benimle. Odamdan çıkabilmemin tek yolu neler yapacağımdan tam olarak emin olmam. Bana bir yaşama kılavuzu oluşturdu. Böylece şu dünyada bir nebze huzur bulabildim. Bir nebze diyorum, çünkü ben iflah olmaz bir huzursuzum. Hayatımın amacını ararken, bir gün dehşetle farkettim ki benim amacım kendime huzursuzluk kaynakları bulmak. Önümde huzur bulmam için hep bir hedef, elde edilmesi gereken bir nesne ya da durum olur. Onu elde etsem bir süre sonra bir yenisi çıkar. Ben de artık kabullendim. Ben huzursuzum bu dünyada. Ama buna artık ne yapacağımı iyice bilemeyişim eklenince çekilmez bir hal aldım. Ve işte yeni geçici huzur kaynağım; yaşam kılavuzum.
Bu kılavuz yeni sorunları da beraberinde getirdi elbette. Ya bir gün bir şeyler ters giderse? Örneğin yüzümü yıkamam gereken saatte sular kesiliverirse? Ya da kahvaltıya indiğimde çayım henüz fincanımda değilse? Kitap okuyacağım sırada elim boşta kalırsa ya? Her gün uykuya dalma sürem uzadı. Başıma gelebilecek binlerce tersliği düşünmekten zar zor uyuyabiliyordum. Sonra annemi darlamaya başladım. Her gün yeni bir ihtimalle çıkıyordum karşısına. En sonunda bana bir de acil durum kılavuzu hazırlamak zorunda kaldı. Her bulduğum aksaklık ihtimali için alternatif bir hareket buluyordu. Kılavuzum gittikçe kabarıyordu. Olası durumlara kendimi hazırlamak için de okuyordum sürekli. Ama o kadar kalınlaştı ki, bir gün kılavuzumun beni ve tüm odamı yutacağı hissine kapıldım. Al sana yeni endişe kaynağı.
Bir gün eve annemin arkadaşları geldi. Bu durumda, kılavuzumda yazdığı üzere odamdan hiç çıkmadım. Ama bir ara kapım usulca açıldı. Beş yaşlarında bir çocuk girdi odama, merakla etrafı incelemeye başladı. Yazı masamın üzerini tamamen kaplayan yaşama kılavuzumdan bir yaprak alıp arkasına bir şeyler karalamaya başladı. Şok içindeydim. Kılavuzda böylesi bir olay karşısında ne yapacağım yazmıyordu tabii. Delirecek gibi oldum ama ne yapacağımı da bilemiyordum. Aklımdan tüm maddeleri gözden geçirmeye çalıştım. Ama panik tüm bedenimi ele geçirmişti. Cılız bir sesle anneme seslendim. Ne gelen vardı ne de bir cevap. Daha güçlü seslendim. Yine aynısı. Bu ezber bozan çocuk da kendi dünyasına iyice dalmış gibiydi. Annem hala yoktu. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım bir süre. Sonra sanki bir şey beni dürttü. Kalktım, çocuğun yanına gittim. Resim yapıyordu. Elindeki kara kalemle yapmış olmasına rağmen bana bir anda oldukça renkli ve neşeli görünen bir resimdi bu. Bana "Hadi sen de yap!" dedi. Eh, ne yapacağımı pek de bilemediğimden denileni yapmaktan başka yol göremedim. Kılavuzumdan bir sayfa aldım ben de. Önce neyin resmini yapacağımı da bilemedim tabii. Ama sonra, az önce beni dürten şey yeniden harekete geçirdi. Elim kendiliğinden hareket ediyordu adeta. Kah yer kalmadığından kah beğenmediğimden yeni bir sayfaya geçiyordum bazen. Gelişigüzel çizgiler, rastgele şekiller, bazen küçük çocuğun çizmemi istediği hayvanlar, çiçekler...
Annem odaya geldiğinde ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum. Misafirlerin artık gideceğini söyledi. Küçük çocuk beni yanağımdan öpüp annesinin yanına koşturdu. Odamda yalnız kalakaldım yeniden. Kılavuzumun bir kısmı yerlerde, arkalarında bambaşka dünyalarla duruyordu. Tüm düzenimi bir çocukla bir olup bozmuştum. Paniğin gelmesini bekledim. Ama sesi cılızlaşmıştı sanki. Yerine de bir rahatlama mı gelmişti ne? Sırtüstü attım kendimi yatağa. İçimdeki güç beni yeniden harekete geçirene kadar öylece yatmaya karar verdim. Bundan sonra neler olacağını merak ettiğimi farkettim.