"Bir çoban yanılgıya düşerse öteki çobanlardan ayrı tutulmalıdır; ama eğer koyunlar çobanlara güvensizlik duymaya başlarlarsa vay halimize.”
" Kimi zaman sonu gelmez neden - sonuç zincirlerinin izini bulmak, gökyüzüne değen bir kule yapmaya çalışmak kadar aptalca görünüyor bana."
"Tanrı sözünü savunmak bize düşüyor. Bu gün batımında biz hâlâ ufukta yükselen meşale ve ışığız."
"Her gerçek her kulağa göre değildir; tüm yalanlar dindar bir ruh tarafından yalan olarak bilinemez."
- "Eskilerin bilgisine sahip değiliz biz; devlerin çağı geçti."
- "Bizler cüceleriz,” diye onayladı William, “ama bu devlerin omuzlarına çıkmış cüceler. Küçüğüz, ama kimi zaman ufukta onlardan daha uzağı görebiliyoruz.”
"Bizler çabuk incinebilen varlıklarız."
"Poetica kitabı bize imansız Araplar aracılığıyla ulaşmıştı...”
" Poetica’nın ikinci kitabını özellikle gülmeye ayırdığını ve böylesine büyük bir filozof bütün bir kitabı gülmeye ayırmışsa, gülmenin önemli bir şey olduğunu söyledi."
“Optikle ilgili bir kitap okumalısın,” dedi William, eğlenerek. “Kitaplığı kuranlar hiç kuşkusuz okumuşlar! En iyileri Araplarınki."
"Gençlerin uykuya yaşlılardan daha çok gereksinimi vardır; onlar bol bol uyudular; sonsuz uykularına hazırlanıyorlar şimdi."
"İbni Rüşt’ün dediği gibi, yalnız matematik bilimlerde, bizce bilinen nesneler mutlak olarak bilinen nesnelerle özdeşleştirilebilirler.”
“Tanrı da dünyayı böyle bilir; çünkü onu yaratmadan önce dışarıdan bakıyormuşçasına zihninde tasarladı; dünyanın kuralını bilmiyoruz, çünkü onun içinde yaşıyoruz; onu yaratılmış olarak bulduk.”
"Süslemelerine bakılırsa bir Kuran olmalı, ama ne yazık ki Arapça bilmiyorum.”
“Kuran mı, inançsızların kutsal kitabı, sapık bir kitap...”
"Bizimkinden değişik bir bilgi içeren bir kitap. Onu buraya, aslanların, canavarların bulunduğu yere niçin koyduklarını anlıyorsun, değil mi? O kitabı canavarların üstünde görmemizin nedeni bu; aralarında tekboynuzlu da görmüştüm. LEONES denen bu bölge, kitaplığı kuranların yalan saydıkları kitapları barındırıyor.”
"O sabah her gördüğüm şeyin beni niçin böylesine coşkulandırdığını, aşkın insanın içine niçin gözlerinden girdiğini ve böyle bir hastalığa yakalanan kimsenin niçin aşırı bir sevinç gösterdiğini, aynı zamanda niçin kendi kendine olmak istediğini ve yalnızlığı yeğ tuttuğunu, çevresindeki öteki olayların büyük bir tedirginlik ve insanın dilini bağlayan bir şaşkınlığa yol açtığım anladım..."
"Er Razi, Liber continens’de, sevi hüznünü, kurbanını tıpkı bir kurt gibi davranmaya iten kurt hastalığıyla bir tutuyordu. Tanımı boğazımı sıktı: Sevdalıların önce dış görünüşleri değişime uğruyordu; görme yetileri azalıyor, gözleri çukurlaşıyor, gözyaşları tükeniyor, dilleri yavaş yavaş kuruyor ve üstünde kabarcıklar beliriyor, tüm gövdeleri kurumuş, sürekli susuzluk çekiyorlardı; o zaman bütün günlerini yüzükoyun yatarak geçiriyorlar, yüzlerinde ve kaval kemiklerinde köpek ısırığına benzer izler beliriyor, sonunda geceleri tıpkı kurtlar gibi mezarlıklarda dolaşıyorlardı."
"Son olarak, büyük İbni Sina’nın alıntılarını okuyunca durumumun ciddiliğinden kuşkum kalmadı. İbni Sina aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranışlarını durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu. "
"Hastanın bileğini tutun ve karşı cinsten birçok ad sayın; sonunda hangi adın nabzı hızlandırdığını bulursunuz."
"İnsan aşırı Tanrı sevgisinden, aşırı kusursuzluktan ötürü de günah işleyebilir."
"Birini öldürmek için ona vurmaya gerek yoktur; Şeytan sizi adınıza yapar bunu; eğer Şeytan’a nasıl buyuracağınızı bilirseniz.”
"Söylendiğine göre, Doğulu bir halife bir gün ünlü ve görkemli ve gururlu bir kentin kitaplığını ateşe vermiş; binlerce cilt yanarken de, onların yok olabileceklerini ve yok olmaları gerektiğini söylemiş; çünkü bu kitaplar ya çoktan var olan Kuran’ı yineliyorlardı, bu nedenle de yararsızdılar, ya da onlar için kutsal olan bu kitapla çelişiyorlardı, bu nedenle de zararlıydılar."
"... başı ateş, sağ gözü kanlı, sol -gözü kedi gözü gibi yeşil ve iki gözbebekli, kaşları ak, alt dudağı şişmiş, bilekleri güçsüz, ayakları kocaman, başparmağı ezik ve uzun!”
"Çünkü biricik gerçek, gerçeğe duyulan çılgınca tutkudan kendimizi kurtarmayı öğrenmektir."