·50 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Şubat 2023 18:36 Ülkemizde ilk kez bilimkurgu öykü dergisi hazırlayan Ruhşen Doğan Nar'ı takdir ediyorum. "Roket" adı yerine kültürümüzde ve ulamış bilgimizde bilimkurguyu çağırıştıran bir ad verilmesini yeğlerim. Türk sibernetiğin ilk adımlarını atan ve ilk işgörüyü (robotu) yapıp çalıştırdığı kabul edilen Artukli Türk'ü İsmâil bin er-Rezzâz el-Cezerî'den "Ebûl İz" yada Gezegenlerin koruyucu ruhu Çolpan Ata veya uzaydaki cisimlerden sorumlu olan Erkliğ Han adı verilebilirdi. Dergisinin ilk sayısındaki çeviri öyküyü yorumlamadım çünkü çevirmen olmamakla birlikte Batı bilimkurgu eserleri ilgimi çekmez. Gelin diğer öykülerin ben de bıraktığı izlenimlere tanık olalım.
Fıkracı (Emre BOZKUŞ); Ülkemizde işgörücü üretme teknolojisi olursa bu öyküdeki yersiz ve zamansız işgörücüleri üretiriz. Yani talep edileni değil iş görsün diye ihtiyaçlar karşılanır. Bu öyküde Meraklı (Kızıkıcı); yersiz ve zamansız fıkralar anlatan teskin (arkayınlaştıran) işgörücü olarak üretildi ve yanlış yerlere konulmuş. Kızıkıcı maalesef anlattığın fıkralar yersiz ve zaman olduğu için senin yeni adı Patavatsız (Orunsuz) olur çünkü orunsuzluğun hat safhada olduğu için kişi olsaydın çoktan tahtalı köyün ahalisine katılırdın. Atalarımızın dediğin gibi "bülbülün çektiği dil belasıdır." Doğru yerin bulacağını temenni ederek bana müsade diyorum.
Piyango (Ruhşen Doğan NAR); Necdet Bey'e yanıt olarak "Hayır çünkü bir işgörücü tarafında öldürülmek istemiyorum. Tanrı'nın verdiği canı anca Arah (Azrail) alır." dedikten sonra bu öykünün türü komedi bilimkurgu olarak belirtiyorum çünkü Tanrı'nın kurduğu düzeni bozacak teknoloji harikası, 0 ve 1 sayılarından oluşan havuzdan daha sıyrılmadı ki akıllarımıza nakış gibi işlenerek düşünce olarak doğmadı. Cennet adlı verilen düş tabutları teknolojisi cazip görünüyor çünkü bu teknoloji sayesinde psikolojik baskı sonucu bilinçaltlarını yönlendirilir yani kişileri hipnotize ederek onların görmek istediği düşleri görmesine vesile olunur.
Zaman Paradır (Orkun UÇAR); Kısmen yerli bilimkurgu öyküsü olarak adlandırmanın yanı sıra uzaylıların kişileri köleleştirdiği hatta soykırım diye adlandırılan teknolojinin bizim ulusumuzun üzerinde etkisini çok güzel dile getirmiş. Evlatlarımızı düşündüğümüz gibi ulusumuz sömüren sistemlere karşı sessiz sedasız kalışımızı bedizleten (resmeden) bir öykü olduğu su götürmez gerçektir. Gözüme batan kısım ise Kronos ve Tekrakis gibi Grekçe adlar oldu. Hırsız ulusun dili ne zaman uzay dili oldu? Ayrıca onların ulamış bilgilerinde (mitolojilerinde) uzaylı kavramı doğrudan yada dolaylı olarak var mı? Öyküyü kısmen beğenmenin nedeni olay örgüsü çerçevesinde in Time kavramını güzel bir şekilde kurgulamasıdır.
"Hayal Kutusu" adlı spekülatif kurgu seçkisindeki "Gölgeler ve Renkler" öyküsüyle gelecek vaat eden Faruk Korkmaz'ın "Gelişme Hedefleri" ve "Roket 1.Sayı" adlı öykü seçkilerindeki öyküleri, "Gölgeler ve Renkler" adlı öyküsünü mumla aratacak düzeydedir. "Gelişme Hedefleri" adlı spekülatif kurgu öykü seçkisindeki "Çürük Elma" öyküsü, "Çaresiziz" öyküsünde daha başarılı gibidir. Buradan anlıyoruz ki kalemin kurgu açısında bir sıkıntısı yoktur. Sadece kurguyu gelişigüzel bir şekilde olay örgüsü çerçevesinde kağıda dökmekte biraz sıkıntı yaşadığını görüyoruz. Öyküye dönersek öyküde uzaylı istilasının nasıl gerçekleştiğini ve kişilerin nasıl kısırlaştırıldığını anlatmadan felsefi yönü ağır basan didaktik anlatımla çaresizliğin ne olduğunu anlatmaya çalışan başarısız öykü olmuş.
Galaksilerarası Müze Gezisi (Ümit BÜYÜKYILDIRIM); Kıyamet koptuktan sonra gezegenimize gelen uzaylı öğrencilerin gezegenimizi dolaşmasını anlatan bir çevirimsi bilimkurgu öyküsüdür. Kişilerin uzaya çıkıp diğer gezegenleri ve uyduları kolonileştireceğimi ummuyorum çünkü biz öz gezegenimize verdiğimiz zararları Tanrı tarafında bilindiği için bizlere uzaya çıkma imkanı ve teknolojiyi geliştirecek kadar zamanı vermeyecektir. Uzaylıları ruhsal ve fiziksel betimlemelerle anlatılmadığı için öykü gözümün önünde kısmen beliriveriyor.
Roket (Metin UÇAR); Çeviri öyküsü gibi his ettiğim için öyküyü hiç beğenmedim. Ayrıca ortaya atılan güzel kurguyu ruhsal ve fiziksel betimlemelerle desteklemediği gibi didaktik anlatım ön planda olduğu için bir öykü değil bir belgesel metni okuduğum hissine kapıldım. Bunun yerine olay örgüsüne dayalı bir kurgu olsaydı havada asılı kalan soru işaretlerimize tek tek yanıt bularak kendimizi o roketin ve uzay filosunun içinde his ederdik.
Yerli bilimkurguyu savunduğum için derginin ilk sayısı benden kısmen geçti. Buna rağmen dergiyi destekliyorum çünkü betik basmanın zor ve maliyetli olduğu dönemde kalemlerinin bilimkurgu türündeki becerilerini görmek için bu dergi onlar için velinimettir. Ruhşen Doğan Nar ve Emre Bozkuş'un ne ukalalığını ne de yazar egosunu görmedim. İkisi de değerli kalemlerdir. Bu derginin ileriki sayılarında Mustafa Ercan Ergür olursa o sayının yorumu muazzam olacak. Bir yorumu esirgeyen ve yorum yaparken yerden yere vurmakla kalmayıp "Eğer ileride okuyup yorumlama ihtimalimi ortadan kaldırdım." diye ağır ve boydan büyük söz söylüyorsa bizde onu seve seve yorumsuz bırakalım. Tükürdüğümü yalamam ve gururla tükürdüğümün arkasındayım. Öykü dergisini okumanızı tavsiye ediyorum çünkü desteğimi onlardan esirgemem. İkinci sayıda görüşmek dileğiyle özlerinize iyi bakın.