Polonyalı bilimkurgu yazarı Stanislaw Lem’in çok sevdiğim bir sözü var: ‘’Eğer insanlar sadece mümkün görünen şeyleri yapsaydılar bugün mağaralarda yaşamaya devam ediyor olurduk.’’
Pek alakasız gibi görünse de söyleyeceklerimle oldukça bağıntılı bir cümle aslında bu. Çünkü Türkiye’de periyodik bir şekilde devam eden bir bilimkurgu dergisi yayımlamak pek de mümkün bir iş değil. Antares, X-bilinmeyen, Göktaşı ve Atılgan gibi dergilere bakarak bunu öngörebilmek olası. Hatta derginin editörü Ruhşen Doğan Nar da bu durumu şöyle ifade ediyor ön sözde: ‘’Uzun zamandır aklımda olan bir fikir vardı... Tek eksiklik, biraz aklı gidik birinin (bu ben oluyorum) elini taşın altına koymasıydı. Çünkü ülkemizde dergicilik deli işidir.’’ Hele ki konu bilimkurguysa...
Öncelikle, dergicilikte bilimkurguya olan susuzluğumuza bir damla olduğu için Roket Bilimkurgu Dergisi‘ni tebrik ediyorum. Dilerim ki bu yolda emin adımlarla devam eder ve alabildiğine uçsuz bucaksız bir okyanus olur. Mümkün görünmeyen şeylerin peşinde koşan biz hayalperestler de bu okyanusa ve evrenin sınırlarına yelken açarız. Ülkemizde bilimkurgu alanında kalem oynatan çok başarılı yazarların olduğunu biliyoruz zaten, umarım şiddeti artarak bir kartopu gibi devam eder bu öykü seçkisi...
Bir oturuşta bitirdim tüm öyküleri ve hepsi birbirinden güzeldi. Ruhşen Doğan Nar’ın kaleme almış olduğu Shirley Jackson’ın ‘’The Lottery’’sine selam niteliğinde yazılmış bir ölüm piyangosu öyküsü, Isaac Asimov’un anısına yazılmış bir ‘’Fıkracı’’ robot öyküsü, zamanın para olarak geçtiği ve ünlü ‘’In Time’’ filminden önce üstat Orkun Uçar’ın kaleme aldığı distopik bir gelecek zaman öyküsü ve Ümit Büyükyıldırım’ın Dünya’yı fütüristik bir trajedi eşliğinde fotoğrafladığı ‘’Galaksilerarası Müze Gezisi’’ favorilerim arasında girdi. Böyle
Roket Bilimkurgu Öykü Dergisinin ilk sayısını bir oturuşta okudum. İçindeki öykülerin uzunluğu, yoğunluğu her şeyi tam kararında. Sade ama etkileyici buldum. Bravo diyorum. Kimi Lovecraftvari, kimi zihnimde Alacakaranlık Kuşağına yeni bölüm çektiren şahane öyküler. Meraklısıyla kavuşsun.
Her bir yazarın hikayesini ayrı ayrı ele alarak inceleme yapmak istiyorum çünkü her biri ayrı güzel ve değerli. X-Bilinmeyen Dergisi ülkemizde bilimkurgu alanında uzun zamandan sonra gelen iyi bir dergi bence. Severek okudum ve şimdi de sıra incelemede.
Metin Uçar - Roket
Gelecekte gezegenler arası yolculuk fikrinde doğacak çok gerçeğe yakın bir olasılığı küçük bir kesit halinde konunun uzmanından sunar gibi sunuyor hikaye. Sonu hafif belirsiz bitmesine rağmen bu belirsizlik rahatsız edici olmak yerine okuyucu için umutlar veren bir bitiş sunuyor.
Ruhşen Doğan Nar - Piyango
Bana bilimkurgudan daha çok gelecekle ilgili absürt bir fikrin yürürlüğe girmesiyle ilgili alternatif bir gelecek gibi geldi. Fikir temelde absürt dursa da show kısmı olmasa hafif mantıklı yönleri de yok değil bu piyangonun. Ancak böyle bir piyangoyu kim ister orası tartışılır gibi tabiki... Ayrıca hikayede adaşım birini görmek ilginç bir sürpriz oldu bana.
Emre Bozkuş - Fıkracı
Hafif Asimov havası veren küçük ve traji komik bir hikaye. Her şaka her yerde yapılır mı? Çoğu zaman tartışılan bu küçük tartışmayı neşelendirmek için programlandırılmış ama bozulmuş olan bir robot ile ele alıyor. Robot için üzüldüm ama aynı zamanda hafif bir gülümseme getirdi okuduğum sırada.
Faruk Korkmaz - Çaresizlik
Klasik bir uzaylı istilasında olan çaresiz bir adamın hikayesini okuyoruz ama hikaye bana aynı zamanda toplama kamplarının havasını da verdi. Evet uzaylılar geldiklerinde inandıkları dinden dolayı insanları öldürmemişler ama sömürmeleri ve bedenlerine -özellikle DNAları- müdahale etmeleri toplama kampı prosedürlerini hatırlattı.
Orkun Uçar - Zaman Paradır
In Time filminden önce zamanın para ettiği bir sistemi ele almış yazar bu hikayede. Sistem benzer ama kesinlikle filmden çok daha iyi olasılıkları ele
Yayın hayatına yeni başlayan ve ilk sayısında 7 öykü bulunan bilim kurgu dergisi Roket. İçinde yer alan öyküleri genelni olarak beğenerek okudum. Özellikle Piyango, Zaman Paradır ve Galaksiler Arası Müze Gezisi iyi öykülerdi. Hem şans verilmesi hem de desteklenmesi gereken bir girişim.
Puanım 4/5 (%73/100)
Roket dergisinin 1. sayısının incelemesiyle geldim. Dergi altında yayınlanmış olsa da öykü koleksiyonu da diyebiliriz. Sadece bilimkurgu'ya odaklanılmış olması benim ilgimi çekmişti. Ruhşen Doğan Nar başta olmak üzere Plüton Yayınları ekibini tebrik ediyor ve kolaylıklar diliyorum. Dergi yapmak ayrı zor, bilimkurgu dergisi yapmak daha da zordur. Sayısı çıktıkça almayı planlıyorum, kim bilir belki ileride benim öykülerden birisini de görürsünüz. Lafı uzatmadan içeriğinden bahsedeyim.
Birisi çeviri olmak üzere içerisinde 7 tane öykü var. Hepsinden çok da spoiler vermeden kısa kısa bahsetmek istiyorum. Metin Uçar'ın "Roket" öyküsü bir uzay yolculuğu üzerinden gidiyor. Güzel başladı, güzel de gidiyordu ama pat diye bitti. Devamı gelecek mi bilmiyorum ama bence çok aniden bitti, devamı kesinlikle okunur. Ruhşen Doğan Nar'ın "Piyango" adlı öyküsü açık ara benim en beğendiğim öykü oldu. Ölümün fethedildiği bir dünyada Ölüm Piyangosu kazanan bir adamın öyküsünü trajikomik bir şekilde anlatmış. Baştan sona çok iyiydi. Emre Bozkuş'un "Fıkracı" öyküsü ise robotlara odaklanmış, zaten başta Asimov'un adı da geçiyordu. Meraklı adında fıkra anlatan bir yardım robotunu anlatıyor. Faruk Korkmaz'ın "Çaresiziz" öyküsü ise dünyanın ele geçirilmesi ve bu yeni dünyaya adapte olmayı anlatıyor diyebilirim. Genel olarak ilginçti.
Orkun Uçar "Zaman Paradır" diye bir öykü yazmış ve daha isminden aklıma In Time filmi gelmişti. Benzer bir konuyu işlediğini okurken de düşünüyordum ki zaten sonunda kendisi bunu 25 yıl önce yazdığı bir metin olduğunu söylemiş. Güzeldi. Tek çeviri öykü ise Fredric Brown'ın "Yanıt" adlı öyküsü. Çok kısa olmasına rağmen güzeldi. Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni anımsattı bana. Son öykü ise Ümit Büyükyıldırım'ın "Galaksilerarası Müze Gezisi".
Gerçekten beklediğimin çok altında bir eserdi. Arkadaşlarımla beraber bir gecemizi ayırıp okuduk ve sıkıntıdan bayıldık hatta bir süre sonra alaya aldık... Gerçekten umutluydum bir dahaki sayıya umarım iyileşir.
Ülkemizde ilk kez bilimkurgu öykü dergisi hazırlayan Ruhşen Doğan Nar'ı takdir ediyorum. "Roket" adı yerine kültürümüzde ve ulamış bilgimizde bilimkurguyu çağırıştıran bir ad verilmesini yeğlerim. Türk sibernetiğin ilk adımlarını atan ve ilk işgörüyü (robotu) yapıp çalıştırdığı kabul edilen Artukli Türk'ü İsmâil bin er-Rezzâz el-Cezerî'den "Ebûl İz" yada Gezegenlerin koruyucu ruhu Çolpan Ata veya uzaydaki cisimlerden sorumlu olan Erkliğ Han adı verilebilirdi. Dergisinin ilk sayısındaki çeviri öyküyü yorumlamadım çünkü çevirmen olmamakla birlikte Batı bilimkurgu eserleri ilgimi çekmez. Gelin diğer öykülerin ben de bıraktığı izlenimlere tanık olalım.
Fıkracı (Emre BOZKUŞ); Ülkemizde işgörücü üretme teknolojisi olursa bu öyküdeki yersiz ve zamansız işgörücüleri üretiriz. Yani talep edileni değil iş görsün diye ihtiyaçlar karşılanır. Bu öyküde Meraklı (Kızıkıcı); yersiz ve zamansız fıkralar anlatan teskin (arkayınlaştıran) işgörücü olarak üretildi ve yanlış yerlere konulmuş. Kızıkıcı maalesef anlattığın fıkralar yersiz ve zaman olduğu için senin yeni adı Patavatsız (Orunsuz) olur çünkü orunsuzluğun hat safhada olduğu için kişi olsaydın çoktan tahtalı köyün ahalisine katılırdın. Atalarımızın dediğin gibi "bülbülün çektiği dil belasıdır." Doğru yerin bulacağını temenni ederek bana müsade diyorum.
Piyango (Ruhşen Doğan NAR); Necdet Bey'e yanıt olarak "Hayır çünkü bir işgörücü tarafında öldürülmek istemiyorum. Tanrı'nın verdiği canı anca Arah (Azrail) alır." dedikten sonra bu öykünün türü komedi bilimkurgu olarak belirtiyorum çünkü Tanrı'nın kurduğu düzeni bozacak teknoloji harikası, 0 ve 1 sayılarından oluşan havuzdan daha sıyrılmadı ki akıllarımıza nakış gibi işlenerek düşünce olarak doğmadı. Cennet adlı verilen düş tabutları teknolojisi cazip görünüyor çünkü bu teknoloji
Türk bilimkurgusu adına önemli bir çalışma. Dergi şeklinde olmasının da (arşivciler için) ayrı bir kıymeti var. Uzun ömürlü olması ve okurunun çok olması dileği ile.
Uzun soluklu olmasını dilediğim, bilimkurgu öykü dergisi Roket, ilk sayısında yedi öyküde gezdiriyor hayal dünyamızı.
Dergiyle aynı adı taşıyan "Roket", bir sert/saltık bilimkurgu öyküsü. Nesillerdir uzayda yaşayan, belirli bir gezegende yerleşik olmayan bir halk, başlarına gelen felaketlerden dolayı yaşadığı bölgeden uzaklaşmalıdır. Yaşayacak yeni yerler araştırmak üzere personelsiz gemiler gönderirler. BT 4522 adında yaşama elverişli bir gezegen bulurlar. Metin Uçar'ın kaleme aldığı öykü, BT 4522'ye doğru yola çıkan ilk personelli geminin görevlilerinin birinin ağzından anlatılmaktadır.
Ruhşen Doğan Nar'ın yazdığı "Piyango", Karacaoğlan'ın Üryan Geldim dörtlüğüyle başlar. Bir ülke ki ölümsüzlüğü bulmuştur, ancak ölümün hayata renk katacağı gerekçesiyle her yıl Ölüm Piyangosu çekmekte ve bir kişinin hayatına son vermektedirler. Piyangosu çekilen için kurtulmanın tek yolu, kendisi yerine canını feda edecek birini bulmaktır. Tıpkı Deli Dumrul'un başına gelen gibi... Peki öykünün baş karakteri bu sondan kurtulabilecek midir?
İnsanın başına ne gelirse dilinden gelirmiş. Bu vecize robotlar için de geçerli. Emre Bozkuş'un "Fıkracı" adlı öyküsünde iyi niyetli ama diline bir türlü sahip çıkamayan fıkra meraklısı bir robotumuz var. İsmi de Meraklı. Meraklı, fıkralarıyla değilse de milletin başına açtığı işlerle sizi şaşırtıp güldürecek.
Faruk Korkmaz'ın kaleminden, "Çaresiziz", edebi diliyle öne çıkıyor. Gezegeni işgal eden uzaylı ırk, katliamı reva görmemiştir belki insanlığa ama insanları kısırlaştırıp birbirinden ayırmış, tecrite mahkûm etmiştir. Esaret içinde yaşamak mı daha iyi, yoksa ölmek mi? Gülmenin, zevk almanın yasak olduğu bir dünyada yaşamak mı daha iyidir, yoksa ölmek mi? Çaresizlik duygusunu iliklerinize dek hissettiren bir öykü.
"Zaman Paradır", Orkun
4. Sayısının çıkacağını duyduğum şu günlerde okumak iyi oldu. Bilimkurgu dergisi olması arşivciler ve bilimkurgu hayranları için önemli bir eksiği kapattı. Derginin içindeki öyküler hakkında okuyan kişiler gerekli yorumları ve bilgileri vermiş. Benim ilginç bulduğum bir konu var o da sayfaların roma rakamları ile belirtmiş, farklı bakış açısı. Öykülerin artıları ve eksileri tabiki var. Bilimkurgu severseniz mutlaka alın ve okuyun. Kitap okumak güzeldir.
Kolektif eser, tek bir yazara atfedilmeyen, birden fazla yazarın ortaklaşa yazdığı veya katkıda bulunduğu eserlere verilen isimdir. Bu eserler, yazarların önceden belirlenmiş bir plan doğrultusunda birlikte çalışmasıyla veya her bir yazarın farklı bölümleri veya karakterleri ele almasıyla oluşturulabilir.
Kolektif eserler, farklı türlerde karşımıza çıkabilir:
- Romanlar: Birden fazla yazarın farklı bakış açılarını ve deneyimlerini bir araya getiren romanlar, kolektif eserlere güzel bir örnektir. Örneğin, "Kelebeğin Rüyası" adlı kitap kolektif bir şekilde oluşturulmuştur.
- Hikaye Kitapları: Farklı yazarların yazdığı kısa hikayelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan kitaplar da kolektif eserler arasında yer alır. Örneğin, "26 Yazardan Tek Bir Hikaye: Adalet" kolektif şekilde yazılan bir hikayeden oluşur.
- Şiir Antolojileri: Birden fazla şairin şiirlerinin bir araya getirilmesiyle oluşan antolojiler de kolektif eser kategorisine girer. Örneğin, "Güzel Yazılar - Şiirler" gibi antolojilerde birçok şairin eseri yer alır.
- Deneme ve Makale Derlemeleri: Farklı yazarların deneme ve makalelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan derlemeler de kolektif eserler arasında sayılabilir. Örneğin, "Sivil İtaatsizlik" gibi yayınlar.