Depremi yasamis biri olarak depremzedelere atfettiginiz incelemeyi biraz huzun biraz merak ile okudum . Ve cok beğendim. Bu incelemeyi yaptiginiz icin teşekkür ediyorum.
Sokrates'in Savunması incelemesini, depreme savunmasız olarak yakalanan kardeşlerime atfediyorum.
Ölüm bir gerçek ama yine de geliş şekli ürkütüyor bizleri. Bir avcının (ölüm meleğinin) sokaklarımızda, köylerimizde, şehirlerimizde bu kadar kolay avlanıyor olması insana ağır geliyor işte. Hepimiz ölecez, bu değişmez kanuna boyun eğecez elbet. Ama ''Gereğinden bir gün fazla yaşamışım'' diyen Laberius gibi mi yoksa oyuncağı elinden alınmış küçük bir çocuk gibi mi ölecez? İşte tam da burası önemli.
On gün önce Herakles 'in incelemesinde Sokrates'in Savunmasını almadan filozofların üstüne gitmek istemiyorum demiştim. Dile kolay 2400 yıl öncesinden günümüze akıl vermeyi başarmış bu ölümsüzlerin , hayatı daha yaşanır kılabilmek için söylemiş olduğu onca sözün (nasihatin) hala tam anlaşılamamış veya idrak edilmemiş olması işin en hazin tarafı. Çevreme şöyle bir baktıktan sonra, ''En büyük felaket: İnsanların bilgisizliğin farkına varamayışlarından gelen derin ve utanç verici bir cehalettir'' diyen Sokrates'in ne denli haklı olduğunu görmemek için kör olmaktan fazlası gerektiğini düşünmekten kendimi alamıyorum. Doğa yasalarını okumayan, matematiği ve fenni sadece kendi fani çıkarı uğruna terkedenler sebebiyle, acılarımızın çoğalarak büyümesinden daha fena bir şey olabilir mi? Her şeye rağmen yasımızı içimizde tuttuk , güçlü durmaya çalıştık, kimi zaman gözyaşlarımız küstah gururumuzdan içimize aktı, kimi zaman tüm setleri yıkıp dışarılara taştı... Boğazına kadar felakte gömülen Herakles'in dediği gibi: ''Zordur, İnsanın gözyaşlarına karşı koyması.''
En üstte de belirttiğim gibi Sokrates'in Savunması 'ını bir kenara bırakıyor, bu incelemeyi depremde hayatını kaybedenlere ve geride kalanlara atfediyorum. Yarım kalan hayallere umutlara,