·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Şubat 2023 17:28 Okuduğum ilk Márquez kitabı olan Kırmızı Pazartesi, yazarın dilinin oldukça ağır olduğu önyargısıyla başladığım ancak yine yazarın akıcı yazımı ve konunun sürükleyiciliği sayesinde bir gün içerisinde bitirebildiğim bir kitap oldu. Kitabın bir diğer adı “İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü”. Her ne kadar yazar tarafından “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30'da kalkmıştı." şeklinde kafalarda soru işareti bırakmayacakmışçasına romana başlanmış olsa da, aslında anlatımın ilerlemesiyle birlikte bambaşka sorular sorarken buluyoruz kendimizi. Yazar sonu belli bir olayın ayrıntılarını bolca merak uyandırarak satır satır anlatıyor bize.
Roman her ne kadar bir cinayeti anlatsa da arka planda toplum yapısını ortaya çıkaran birtakım ayrıntılar içeriyor. Günümüz Türkiyesi ile de benzerlikler içeren bir toplumla karşı karşıyayız aslında. Namus olgusunun baş tacı edildiği ve yine ‘namus için’ denerek yapılanların çoğu kişi tarafından haklı görüldüğü bir toplum… Romanın yazıldığı 81 yılından günümüze kadar bazı şeylerin değişmediğini görmek basitçe tanımlamak gerekirse ‘can sıkıcı’.
Toplumun kayıtsızlığı da aslında üzerinde durulması gereken başka bir konu. Neredeyse herkesin olayın gerçekleşeceğinden haberinin olması ve kendilerine atfettikleri çeşitli bahanelerle kimsenin son ana kadar taşın altına eline sokmaması göz göre göre Nasar’ın canına mal oluyor.
İkizler aslında bu işe girişmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Tek istedikleri birisi/birileri tarafından durdurulmak. Toplum ise asıl suçu yaratan belki de… “Suçu toplum hazırlar, suçlu işler.”
Kitap gerçekten güzel kurgulanmış. Kesinlikle okumanızı öneririm. Keyifli okumalar!