·424 syf.····Okunma: 25 Şubat 2023 12:18 Her kitabın sonunda kendime: "Ben ne okudum?" diye sorarım ki gerçekten özümseyerek mi okumuşum yoksa üstünkörü mü okumuşum görebileyim. Kitap bitince yine kendime bu soruyu sordum ve yine kendime verdiğim cevap "Bu kitap 424 sayfalık Türkiye simülasyonuydu." oldu. Bana eğer kitabı özetlememi isteseydiniz size verebileceğim tek cevap bu olurdu.
Tartışılacak çok husus var ama önce kitap kapağının dizaynından başlayayım. Yatay şekilde üç kızın yüzlerinin gözüktüğü kapak için konuşmak gerekirse en başından beri neden bu kadar özensiz çizildiğini düşünüyordum, sebebi üç kızın kendi arasında ne kadar uyumsuz olduğunu ama nasıl bir araya gelebildiklerini göstermek içinmiş. Önceden özensiz bulduğum kapağın aslında bu kadar ince düşünülmüş olması çok hoşuma gitti.
Kitabın içeriğine gelirsek, kitapta ana karakterimiz Peri'nin gelişimini görüyoruz. Çocukluğundan üniversite yıllarına, aile ortamından arkadaş ortamına kadar ele almış Elif Şafak. Çocukluğunda büyüdüğü evde, üniversitede arkadaşlarıyla çıktığı evde, aşkıyla arkadaşlığı arasında kalan ve sürekli arafta olan Nazperi Nalbantoğlu üzerinden dönüyor olaylar. Annesi ve küçük abisi muhafazakâr, babası ise tam tersi; Peri'nin sürekli ikilemde kalma hâli daha çocukluğunda başlıyor. Üniversitede ise ikilem, iki yakın arkadaşı "günahkâr" Şirin ve "inanan" Mona arasında kalmasıyla devam ediyor. Elif Şafak'ın Peri'yi sürekli "arafta kalan kız" şeklinde yaftalaması çok rahatsız ediciydi çünkü Peri arafta kalmakta arafta kalamayan, daha basit bir tabirle arafta kalma çizgisini fazlaca aşan bir karakter benim nezdimde. Arafta kalması sadece Tanrı arayışıyla kalmıyor çünkü, en sevdiği hocasının kariyerini kıskançlığı yüzünden tek kalemde çizebilecek düzeyde. Ben bu yüzden Peri'yi arafta kalan olarak değil, "arafta kalanlarda arafta kalamayan" olarak nitelendirirdim. Kitapta rahatsız olduğum bir başka husus Türk kızlarını küçük gördüğü cümlelerini sürekli araya: "Bir Türk kızının Goethe okumuş olmasına şaşırmıştı." tarzında cümlelerle sıkıştırmasıydı. Üstü kapalı bir şekilde -bazen açık bir şekilde- kültürsüz, bilinçsiz, aptal bir kız olarak nitelendirildim çünkü Peri mükemmel karakter olmalıydı ve bunun için o övülürken diğer Türk kızları yerilmeliydi lâkin "feminist" Elif Şafak'ın bunu yaparken unuttuğu şey kendinin de bir Türk kızı olduğuydu sanırım.
Her şeyi bir yana bırakarak devam ettim çünkü nereye varacağını merak ettim. Ve seminerler başladı. Kendimi olayların fazlaca içinde hissettim, sorguladım. O seminerlerde orada oturan Peri değildi, bendim. Keşke Türkiye tahlillerine girmek yerine daha fazla o bölümlere ağırlık verseydi çünkü kitapta özellikle ve belki de tek samimi bulduğum kısım oydu. Bu kısımdan baktığımda gerçekten başarılı bir kitaptı ama üstte bahsettiğim durumlar beni çok rahatsız etti.
Genel hatlarıyla ele almam gerekirse sevdiğim kısımları da oldu rahatsız olduğum da ama politika ve sorgulama açısından keyif alarak okudum, asıl odaklanması gereken kısma daha fazla odaklansaydı kesinlikle çok daha güzel şeyler çıkarabileceği kanaatindeyim.