Puan vermedi·318 syf.····Okunma: 28 Şubat 2023 23:09 Anladık Türklerden nefret ediyorsunuz sayın Amin Maalouf:) Bu kadar çok okunan bir kitabın küçücük bir aralıktan bakarcasına yazılmasına şaşırdım. Ben de böylesine okunuyor diye çok 'tarihî' bir kitap olduğunu düşünmüştüm halbuki. Neyse, lale devrini âlem devri görenlerin keyifle okuyacağı bir kitap:) Bir güzel yanı başlarda akıcı bir dili olup bunca yanlış bilgilere rağmen kendini okutmayı başarması. Fakat ilerleyen sayfalarda kurgu o kadar abes bir hâl alıyor ki sıkıldım ve bir an önce bitmesini istedim. Ayrıca tarih okumayan bir insanın zihni fevkalade kirlenebilir.
Kitap roman olduğu için kurgu haliyle. Ama bu kadar da olmaz dedirten cinsten. Çünkü tarihi gerçeklikler abartılacak derecede saptırılmış.. Selçuklu desek aman Allah'ım! Koskoca Selçuklu'nun istikbâli kurgu karakterimiz Cihan adlı hizmetkâra bağlı:) O olmasa ne yaparmış, nasıl hâl çare bulurmuş, nasıl düzlüğe çıkarmış devlet:)
Yazar Hayyam'ın yazması bahanesiyle bir taşta iki kuş değil beş on kuş vurmak istemiş ve nefret duyduğu Türk hükümdarlarını yermiş de yermiş.
Hasan Sabbah ile ilgili bahsettikleri tarih yazımlarındaki gibi, hatta davasına sadakatini süslü ve ılımlı cümlelerle anlatıyor. Ömer Hayyam rubailerinde şarap geçirmese onu da adamdan saymayacak. Nizamülmülk desek tam bir musibet, onun davasına sadakatini ise zalim bir adamı anlatır gibi anlatıyor. Sırasıyla yazınca amaç anlaşılıyordur sanırım.
Bu kısım epey komik:D Seyyah olacak yaşa gelmiş adam İranlı bir hanım ablamızın göğsünden emerek süt oğlu oluyor:D Halbuki İslam fıkhına göre süt annenin emzirdiği çocuk 2.5 yaşını geçemez. Bu kısmı okurken yazarın hayal alemine güldüm ama bu yazılanlara inanan insanların olma ihtimali akla gelince öfkeleniyorsun haliyle. Yazar muhtemelen neyin nolduğunu biliyor fakat onu da anlıyoruz. Bir hocamızın deyişiyle "vazifesi Batılıların hayalindeki Doğuyu çizmek olan bir insan" olarak görevini yerine getirmiş belki de. Bu kitabı okuyan ve gerçeğe vakıf olmayan insanların aklından geçebilecek Müslüman portresini bir düşünelim, vay halimize.
Kitapta etkileyici bir cümle var: "Şu yüzyıl başında, Doğu uyanmayı başaramazsa yakında Batı'nın gözüne hiç uyku girmeyeceğine tüm kalbimle inanıyorum." Bu cümledeki deyişe göre aslında uyuyanlar uyanık olanlardı. Onların uyanmayı başarması demek aslında uyutmak istiyoruz demek. Onların kodlarına göre 'uyanış' aslına bakınca 'gaflete dalış'. O hâlde Malcolm X'in o güzel sözüyle karşılık verelim: "Tüm uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter!"
Yazar bir Amerika güzellemesi yapıyor ki bir şey bilmesek "Neymiş bu Amerika yav" diyeceğiz. Burada mühim olan kendine yabancılaşmış insanların bu durumu pek çabuk kabullenmesi. Belki de bundan da mühim olanı bu durumu bile bile "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek kabullenenlerin olması!
Kitapta verilmek istenen o klasik mesaj "Medeniyet Batıdadır". Medeniyet ne batıdadır ne doğuda, medeniyet insanın özündedir. İnsanın bulunduğu yer onun kalıplarına uymuyorsa insanın suçu ne, mekanın üzerinde bulunanlar mekana uymuyorsa mekanın suçu ne? Tanpınar'ın "yapmasını bilen şark muhafaza etmesini bilmez" deyişine ithafen biz medeniyetimizi muhafaza edemezken batı bizim yapıp ettiklerimizi muhafaza etmiş ve ediyor. Bu demek değil ki Avrupalılar bir şey yapıp etmiyor, tabiki bunu kastetmiyoruz. Burada iğneyi karşı tarafa çuvaldızı kendimize batırıyoruz. Batı fabrika ayarlarıyla uyumlu davranışlar sergilerken biz bile bile kendi ayarlarımızla oynamayı tercih ediyoruz. Tabi bu 'biz' kısmına nesep haricinde aidiyet hissi duymayanlar müstesna!
Efendim, beni bile çileden çıkmış bir hararetle konuşturdunuz ya daha ne diyeyim! :)
Velhasıl okumaya gerek görmediğim bir kitap. Sevdiklerime tavsiye etmem ki daha iyileriyle vakit kaybetsinler.