AVCI
PAROLA YAYINLARI
Şile'nin berrak maviliğine uzanan bir verandadan Kuzey'i, Beste'yi ve Selin'i izliyormuşçasına geldim bugün sizlere. Mavinin her tonuna aşık ufak bir kız çocuğunu içinde barındıran ben, Selin olmayı da düşlemiyor değilim. İlk kitabını çoktan yorumladığım ve ikinci kitabıyla da beni oldukça büyülen Avcı ile karşınızdayım.
Kelebek ve karganın hikayesini duymak ve yarım kalan herşeyi tamamlamak isterseniz aceleyle okumanız gerekiyor Av ve Avcı'yı. Çünkü bu kitapta Beste'nin dönüşümünü, Kuzey'in pişmanlıklarını bu kez de Kuzey'in ağzından okuyabilme fırsatı buluyoruz. Hikayenin en başından sonuna kadar, ilk kitapta Beste'nin buz kral benzetmesi yaptığı adamın aslında ne kadar minicik olduğunu görüyoruz. Çünkü aşk insanı küçültürken, büyüterek yücelten bir kavram benim için.
İlk kitap kadar tutku dolu sahnelere ev sahipliği yapmasa da Avcı, bir şeyleri sonlandırabilmek ve başka bir perspektiften onların yolunu aydınlatabilmek için kaleme alınmış. Karakterlerimizin mutlu olduğunu bilsem de gönlümün bir tarafında daha fazlasını okuyabilme umudunu taşıdım son sayfayı aralayana dek.
Beste'nin öfkesinin arkasında saklanan Kuzey'in kapkara ama mavi hareli gözleri, Mete'nin cesareti, Kilyos'taki ev baskını, Çağın'ın yakalanış sahnesi, Azat'ın dövmelerle kaplı yüzü, Beste'nin silah talimi, Atakan ve Kuzey'in kozlarını paylaşması ve son Barlas'ların yanına iliştirilen ɅV sembolü... Kuzey'in ahırda yüzüne vuran o ampulün cılız ışığı dahil herşeyi iliklerime kadar hissederek okudum kitabı.
Yazarın kalemi ve olay örgüsü de zaten sizleri içine çekip çarçabuk okumanızı sağlıyor. Yine de bir 300 sayfa daha okuyabilirdim rahatlıkla. (Efla'ya olan kinim bitmedi). Ayrıca doğum günü pastasını ve çatıdaki "karga" detayını Kuzey onaylamadan onun olduğunu biliyor