Bir kasırganın karaya ulaşmadan iki gün önce nasıl hissettirdiğini tarif etmeye çalışmak gibiydi. Hava farklı olurdu ve yaklaşan yıkımı belki karnınızda, belki de ruhunuzda hissederdiniz. Ama elle tutulamazdı, bu yüzden de vahşet önünüze serilene kadar gerçek gelmezdi.
Peter Pan böyleydi işte. Bir kasırga gibi.
Ben, gövdesi eğilip bükülmüş, ışığa doğru uzanmaya çalışan bir ağaçtım; öyle kırılgandım ki her fırtınada dallarım gıcırdar ve köklerim yerinde kalabilme umuduyla toprağa tutunurdu.
Asgari düzeyi biliyordum ancak...
Ben hiç güçlü olmamıştım.
Yine de kalıcılığa ve güvenceye, ayaklarımızın altında bizim diyebileceğimiz sağlam bir şeylere açıktık.
Ait olabileceğimiz bir şeye.
Akla sevgi kelimesi geliyordu.
Sevmek ve sevilmek.
Korktuğun için değil, mutlu olduğun için bir şeye tutunmak.