Puan vermedi·312 syf.····Okunma: 27 Şubat 2023 00:00 Kitabı anlatmaktan ziyade, İran tarihinin en önemli kadın şairi olan Furuğ’dan bahsetmek istiyorum sizlere. Acı, aşk ve doğa şairi... Çok yönlü kişiliği ve bitip tükenmek bilmeyen kelimeleri, kurumayan kalemi ile hep daha çok okunması ve daha çok insan tarafınca anlaşılması gerektiğini düşündüğüm bir şair Furuğ. Doğduğu ve yaşamını sürdürdüğü yer olan İran şartları göz önüne alındığında, erkek egemenliğinin oldukça etkin bir şekilde hüküm sürdüğü bir toplumda yetiştiği bariz bir şekilde anlaşılacaktır. Burjuva bir ailenin tek kızı ve babasının asker olması sebebiyle kişiliğinin şekillendiği ilk yıllarda ataerkil bir baskıya maruz kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Fakat Furuğ, içinde bulunduğu yaşamın zorluğuna ve ağırlığına rağmen erkek egemenliğinin hakim olduğu düzene feminel düşünceleri ile başkaldırmış ve tüm baskılara rağmen kendini özgür ruhlu yetiştirmeyi başarmış bir şairdir. Yaşadığı toplumda tepkiye neden olan, hoş görülmeyen aşk ve sevgi konularında şiirler yazmış, kadınların ‘insan’ olarak bile görülmediği bir topluma illegal düşünceleri ile başkaldırarak devrimci bir tutum sergilemiştir Furuğ. Öyle ki, bir mektubunda “Beni yoran ve perişan eden yaşam baskısına, çevre baskısına ve ellerimi ayaklarımı bağlayan zincirlerin baskısına tüm gücümle direnmeye çabalıyorum. ‘Ben bir kadın yani bir insan olmak istiyorum.’ Benim de nefes almaya, haykırmaya hakkım olduğunu söylemek istiyorum.” diye serzenişte bulunur. Furuğ hayatı boyunca sorgular ve şiirlerinde de bu sorgulayan âsi ses hep duyulur. Birey olmayı engelleyen her türlü yasağın, dayatmanın ve kuralın karşısındadır. Peşine düştüğü özgürlük, sadece kendi özgürlüğü de değildir; kadının, İran kadınının özgürleşmesi için çalışır. “Biri bu yolu yürümeliydi ve kendimde o cesareti gördüğüm için öncü oldum” der. Yani Furuğ kelimenin tam anlamıyla özgürlük peşindedir ve bunun ağır bedellerini ödemeye de gönüllüdür. Her ne kadar bu bedeller bazen ona ruhsal çöküşler yaşatıp psikiyatri kliniklerinde tedavi görmesine yol açsa da. “Rüzgar Bizi Götürecek” kitabında da Furuğ’un en güzel şiirleri derlenmiştir. Furuğ, şiiri en saf haliyle dokundurur kalplerimize...
Ayrıca şiir bir nevi Furuğ’un suç ortağıdır. Burada aklıma Gülten Akın’ın “Şiir bizim eski suç ortağımız, biz ne işledikse onunla işledik.” dizeleri geliyor... Öyle ki, cinsel aşkı konu edindiği “Günah” adlı şiirini yazdıktan sonra evlatlıktan reddedilmiştir Furuğ.
32 yaşında bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi sonucu cenazesi kaldırılmak istenmemiş, cenaze namazını yazar olan bir arkadaşı kıldırmıştır. Acıyla dolu yaşamında cenazesi bile yalnız bırakılmıştır. Fakat Furuğ, her şeye rağmen yaşamı boyunca toplumun dayattığı hiçbir zorbalığa boyun eğmemiş, kadınların özgürlüğü için mücadele etmekten asla yılmamıştır. Bu yüzden biz kadınlara düşen: onu her daim anmak, okumak ve yaşatmaktır!
Ülkemizde ve tüm dünyada kadınlara bakış açısının değiştiği/geliştiği günlere tanık olduğumuz, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim!
Keyifli okumalar, şiirlerle kalın!