Puan vermedi·544 syf.····Okunma: 09 Mart 2023 05:07 Gam, elem ve hasretin kudretlerini birleştirip bir insanı nasıl pişirdiklerini sanatçı yahut zanaatkar edasıyla nasıl yontup biçtiklerini izlemek hem tanıdık hem de uzak bir hayali yaşamak gibiydi. Büyük acıları görsem tanırım, ama yaşımın toyluğundan anımsayamam. Feride on dokuzunda dönüm noktasını yaşadı. Ben on dokuzumda bu satırları yazmaktayım.
Kitabın birçok yerinde ben de Feride'yle birlikte delişmen, uçarı ve neşeli bir ruh haline bürünüp sanki hikaye benim hikayemmiş gibi hissetsem bile daha ziyada tanrısal bakış açısıyla uzaktan seyrediyordum onu. Muhtemelen çocukluklarımızın pek benzememesinden ötürüydü bu. Ben daha sakin, daha utangaç ve insanlardan kaçan bir yabaniydim.
Onunsa bu kadar uçarı ve hoppala olması beni oldukça keyiflendirmişti. Dikbaşlı, inisiyatifli, bildiğini okuyan hallerini de sevmiştim.
Sayfalar ilerlediğinde ve Çalıkuşu kafesinden kaçmaya hazırlandığında bir dönüm noktası başladı onun için. Karakterinin günbegün değişimine şahit olmam onun gerçek mi yoksa hayali bir karakter mi olduğunu ayırt etmekte zorluk çektirdi bana.
Yazar, Feride'nin değişimini ve çetrefilli ruh hallerini öyle güzel anlatmış ki insan karakterin gerçekliğini sorgulamaktan kendini alamıyor doğrusu.
İtiraf etmeliyim ki içimdeki öğretmenlik arzularını da bu kitap iyiden iyiye kamçıladı. Akademisyen olmaya dair hayallerim çığ gibi büyüyor içimde.
Şüphesiz Feride'nin Munise'yi benimsemesinde kendi annesizliğini o küçük yavrucakda da görmesinden mütevellitti. Ve bir mahluka, bir nesneye bağlanma ve kendini adama ihtiyacından. En nihayetinde onunkisi insanın gaye arayışına da çıkan bir yoldu. Ve bir evlada bakma sorumluluğu da bu gayeye hizmet edenlerdendir.
Munise'nin Kâmran gibi sarışın olması ve Feride'nin zaman zaman Munise'nin muzırlıklarını sarışınlığından dem vurarak sitem etmesiyse tatlı ayrıntılardı.
Hacı Kalfa ve doktor Hayrullah Bey'in babacan tavırları ve özellikle biraz kafadan kontak Hayrullah Bey'in şahsına münhasır karakteri romanda en çok onu sevmemi sağladı. Kitapsever, başına buyruk ve insanları eleştirmekten çekinmeyen dobra karakteriyle zihninin ironik çalışma şekli beni hem güldürdü hem de ona kanımı kaynattı. Manyak bir adam olduğu muhakkak olan bu adamla geçinmenin de zor olduğunu tahmin etmek zor olmasa da en çok bu herifi sevmekten kendimi alıkoyamadım.
Kâmran ise ne nefretimi kazandı ne de sevgimi. Nedense ondan kaçmak istiyorum şimdi. Belki yıllar sonra hakkında kaçınmadan birkaç şey söylerim.
Çalıkuşu birçok şeye evrildi; ya da evritildi.
İpekböceği, Fındık kurdu, Gülbeşeker... Ama aslolan çocukluğunun kabuğundan sıyrılmasıydı tıpkı deri değiştiren bir yılan gibi sancılarla kıvrandı. Anadolu serüveninde kendi ruhunu yeniden inşa etti. Ve en nihayetinde İstanbul'a tekrar döndüğünde o artık bir Çalıkuşu değil küllerinden doğan bir Ankakuşu'ydu.
Attığım başlığın sebebi de budur.
Ve yine haklısın Nietzsche "Seni öldürmeyen acı, güçlendirir."