EGO, EGO, EGO!
Puan vermedi·330 syf.·
2023 2. kitabı
Bu kitap, ilgi budalası bir aydının(!) egosunu tatmin etmek için yazdığı bir fantaziden fazlası değil. Öncelikle bu kitabı Serenad'dan sonra okuduğumu belirtmekte fayda var. Serenad kitabında inceden inceye rahatsızlık duyduğum bazı şeyler vardı ama bu kitabı okuyana kadar adını koyamamıştım. Ama artık hem bu rahatsızlık hissinin adını hem de Zülfü'nün kitaplarına son noktayı koymuş bulunmaktayım. Beni iki kitapta da en çok rahatsız eden şey; Zülfü'nün genç kadınlar tarafından arzulanma ve hayran olunma arzusunu kitap karakterleri üzerinden tatmin etmeye çalışması. Bu arzusunu, entelektüel açıdan donanımlı ve hemen hemen her şey hakkında bilgisi olan (herbokolog), yaşlı ve olgun erkek karakterler (silver fox) yaratarak ve genç kadınları bu karaktere hayran ederek dolaylı yoldan tatmin ediyor. Serenad'da olduğu gibi gene yaşlı bir adam, gene ondan oldukça genç bir kadın başrolde. Aa bu arada genç kadının bir adı bile yok. Ancak kitabın sonundaki tutanakta öğreniyoruz "gazeteci kız"ın adını. Bu konuya tekrar değineceğim ancak şunu söylemeliyim ki Zülfü'nün bu kitabında "kadın" karakter YOK! Hayır, şaka yapmıyorum, oldukça ciddiyim. Duyguları, düşünceleri, özgür iradesi olan bir tek kadın yok bu kitapta. Sadece bir oyuncak bebek görünümünde ve robot mekanikliğinde birkaç kadın taklidi var ki bunlar da Zülfü'nün ataerkil zihniyetinin yaratmış olduğu sığ bir hayalden ibaret. Neyse kaldığım yerden devam edeyim. Öncelikle şuna değinmem gerekiyor ki baş karakterimiz yalnız kalmak için ıssız bir sahil köyüne çekilen, insanlardan hoşlanmayan ve mümkün olduğunca az münasebet kurmaya çalışan biri. Ama her ne hikmetse ancak seçili birkaç kişinin girebildiği o düzenli evine 20'li yaşlarda genç ve güzel bir kız gelince hemen kapılar ardına kadar açılıyor. Karakterimiz insanların ne düşündüğünü ve ne hissettiğini umursamamasına rağmen gazeteci kızı biraz olsun orada tutmak ve etkileyebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Hele bir "foie gras" yani kaz ciğeri komedisi var ki evlere şenlik! "Millet aklını oynatıyor foie gras yemek için" diyor ki kitabın sonunda aslında haklı olduğunu da görüyoruz. Her neyse; beni çıldırtan, iğrendiren, öfkelendiren asıl kısma geçmek istiyorum. Biliyorsunuzdur ki kitap binbir gece masallarına öykünüyor ve "kardeşimin hikayesi" arkası yarın radyo tiyatroları hep ertesi güne bırakılıyor. Çünkü her ne hikmetse gazeteci "kız"ımız sürekli ama sürekli uyuyor. Sonu çok şükür uyuyan güzel masalına benzemese de (uyurken tecavüze uğrayıp hamile kalmıyor en azından) ondan aşağı kalır şeyler de yaşamıyor. Kitabın sonunda akıl sağlığının yerinde olmadığını öğreneceğimiz, yaşlı, cinayet şüphelisi olabilecek bir adam gecenin bir yarısı kızın odasına sokuluveriyor ve onu uyurken izliyor. Yasunari Kavataba'nın "Uykuda Sevilen Kızlar" romanına Serenad'da da selam çakmış(!) olan yazar burada da böylesine korkunç ve tüyler ürpertici bir olayı romantik bir bakış açısıyla masumlaştırmaya çalışıyor. "Gece mahremiyetinde onun en yakınındaki kişi olmak bir ayrıcalıktı. Daha önce bu ayrıcalığı yaşamış bir erkek var mıydı, yok muydu bilemiyordum ama o gece sadece ben vardım, kendisi farkında olmasa da." Şu buram buram eril zihniyet ve sapkınlık kokan alıntıyı tekrar tekrar okuyun lütfen ve Zülfü'nün bu mide bulandırıcı fanteziye sahip olmadığını bana söyleyin. Kitap bir cinayet olayı ekseninde gelişse de aslında işlenen cinayetin gazeteci kızı baş karakterin kapısına getirmekten başka bir işlevi yok. Zülfü öldürülen kadına üzülmemizi bile engellemeye çalışıyor çünkü öldürülen kadın açık saçık giyinen, kocasını aldatan, tabiri caizse ölmeyi hak eden bir karakter. Zaten bu kadar cinsiyetçi bir yazardan başka türlüsü de beklenemezdi. Kızı olacak yaştaki gazeteciye (kızın rahatsız olduğunu belirtmesine rağmen) "bebeğim" diyen, askerliğini komando olarak yaptığı söyleyip övünen, kızın gece evinde kalmasının yanlış anlaşılmamasını isteyen ama içten içe insanların yanlış anlamasını arzulayan "sözde" çok entelektüel karakterimiz; kadınları "hipofiz bezi"nin kontrolünde olan ve üremekten başka amacı olmayan bir varlık tahayyül ediyor. Üstelik bunu gazeteci kıza söylediğinde kızın tek yaptığı dudaklarını titreterek sessizce kabullenmek oluyor. Zülfü sanırım bu cümleyi hiç" gerçek" bir kadının yüzüne söylememiş. Yine yan hikayede bir mal gibi satılan Olga hakkında bildiğimiz tek şey kelimelerle bile anlatılamayacak kadar güzel olduğu. Ne düşünüyor, ne istiyor, ne hayalleri var bilmiyoruz. Sadece kitabın sonunda "ters köşe" yapmak için konulan Ludmilla'ya hafif bir öpücük verdiği sahne var ki kendi iradesiyle yaptığı tek eylem olarak görülebilir. Kitabın sonuna gelecek olursam ki hiç istemiyorum; okuyucuyu şok etmek için inandırıcılığı sıfır bir ters köşe ekliyor Zülfü. İnanır mısınız bir kadın bir kadına aşıkmış! Vay canına! Sanırım kendisi de bir hayli yaşlı olan Zülfü bu şokun okuyucuyu yeterince (kendisi kadar) sarsacağını düşünmüş olacak ki bu aşkın detaylarını verme gereği bile duymuyor. Sadece bu aşkın fiziksel olmadığını, daha yüce bir sevi olduğunu söylüyor. Yine de bu ikisinin birbirine aşık olduklarını okuyucuya kanıtlamak için küçük bir öpücük de ekliyor. Oysa inanır mısın Zülfü; kadınlar kadınlarla sevişiyor bile! Üstelik senin gibi haberi ve rızası olmadan, gecenin bir yarısı yataklarına gizlice sokularak değil! Yazılıp söylenmesi gereken pek çok şey daha var ama lafı fazla uzatmayacağım. Öncelikle yazara neden inatla "Zülfü" dediğime açıklık getirmek istiyorum. Kitabın kapağında da görüldüğü üzere dev harflerle yazan "Livaneli" yazısı beni rahatsız etti. Yazarın egoist ve kendini beğenmiş kişiliğinden duyduğum rahatsızlık nedeniyle bu kullanımı tercih ettim. Diyeceğim son şey ise şudur ki kendine saygısı olan bir kadın ve az çok okuyup etmiş bir birey olarak Zülfü'nün başka da bir kitabını okumam, kimseye de tavsiye etmem. Zülfü Livaneli Kardeşimin Hikayesi
Edebiyat
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,5bin okunma
··1 alıntı·
1 +1'leme
·
694 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sonuna kadar katılıyorum, çok iyi yerlere değinmişsiniz. teşekkür ederim.
Gazeteci kız kadar meraklı bir kişiliğim oluşundan mıdır bilinmez çıkar ağzındaki baklayı be adam diye deyimi yerindeyse haldır haldır okuduğum kitabın rahatsız olduğum kısımlarına çok güzel değinmişsiniz,bir daha Livaneli okur muyum bilinmez zira edebi bir dili olduğunu düşünmemem yanı sıra sürükleyici bir anlatış tarzı var.Lakin anlattığınız gibi fantazileri olduğunu rahatsız edici bir şekilde hissettiğim bir gerçek.