İki puanı kitabın çeviri dilinden kırdım. Çünkü bazı yerlerde odağınızı kaybedecek kadar noktalama yanlışlarıyla dolu paragraflar. Evet özüne sadık kalmak kitaba yapılan bir saygıdır ancak tertipli bir düzenleme yapılmadığından bazı cümleler manasız kalıyor. Maalesef okurken adaptasyonun yetersizliğini hissediyorsunuz ve bu kitap zevkini bir hayli geriye çekiyor. Bir cümleyi tekrar tekrar okumanızda asıl konudan sapmanıza neden oluyor. Diğer bir puansa Mill'in bazı konulardan çok üstünkörü bahsetmesi ve bazen kendiyle çelişmesi(?). Mesela bir yerde bir tartışmanın savunucularının uç noktalarından bahsedilmesine itiraz etmelerini garip buluyor çünkü uç bir örnek de olsa savunucuların geçerli bir önerme öne süremediklerini göremediklerini söylüyor. Sonlara doğruysa genel geçer görüşün ve karşıt görüşün birlikte doğruyu oluşturmasından yani her şey safi her özelliğiyle doğru veya yanlış olamamakla birlikte doğrunun eksik kalan kısmının parçaları olabileceğinden bahsetmiş. O zaman bu düşünceye göre de geçerli bir görüşün asla var olmamasına gideriz. Buradan da kitapta bahsedilmeyen yeni bir sorun ortaya çıkar: Geçerli bir düşünce var olmalı mıdır? Kitapta genel geçer düşünceden bashedilmiş ama bunun zamanla değiştiği için geçerli bir karar mercii olmadığını biliyoruz. Evet, aşağı yukarı benzer söylemler gibi dursa da üzerinde çok uzun tartışmalara ve örneklemlere yer verilerek sorular daha iyi cevaplanabilirdi. Diğer bir yerde de susturmaya çalışılan görüşün yanlış bir görüş olup olmadığından emin olamayacağımızdan bahsetmiş. Ben bundan emin değilim bir görüşün yanlış olmasını bazı ipuçlarından anlayabiliriz. Eğer görüşün temellendirmesi yanlışsa ve bize "bu yanlıştır" demekten öteye geçemiyorsa, iyi kanıtlar sunamıyorsa biz bu görüşe doğru bir görüş diyebilir miyiz?
Kitapta üstünde durulan özgürlük kavramına da bir sınırlandırma yapılmasının çok zor olduğundan bahsetmiş. Bence özgürlük kavramından ziyade üstünde durulan ana tema "eşitlik" kavramından ibaret. Eşitlik kavramını da şu şekilde değerlendirmiş Mill: Bir düşünce doğru ya da yanlış olabilir. Düşünce eğer doğruysa ve gerçekse toplum ve mevcut hükümet tarafından ne kadar bastırılırsa bastırılsın tarih içinde tekrar tekrar karşıt fikir olarak söylenmeye devam edecektir ta ki bir gün genel geçer düşünce olarak kabul edilene kadar. Eğer bir fikir yanlışsa da düşünce özgürlüğü sayesinde dile getirilmeli çünkü bu fikir de gerçek fikrin lehine işler. Fikir ne kadar tartışılırsa doğru olan fikir her zaman öne çıkar ve aslında onu temellendirmeye yarar. Her ne olursa olsun fikrine ne kadar güvenirsen o kadar güven bir düşünceyi dinamik tutmanın ve gerçek (doğru) düşüncenin ortaya çıkmasını sağlamada tek yolun özgür bir tartışma ortamında hiçbir toplumsal baskı ve anayasal yaptırımlardan uzak olmasına bağlıyor. Üzerinde sıkça durduğu ikinci bir konu olan "yarar" ilkesi gözetilerek de yeni fikirlere ulaşmanın daha hızlı olabileceğinden bahsediyor. Bu konuyu bence olabilecek en güzel şekilde anlatmış. İsa'ya inananların, önce nasıl İsa ve diğer peygamberleri taşlamasından ve ona inanmamasından bahsediyor. Şimdi bunu fiziksel bir cezaya değil de toplumsal damgalamalarla yapmanın hiç de masum olmadığına değiniyor. Kitabın bu yerleri gerçekten çok tatmin ediciydi ve konuyu derinleştirip analizlemiş. Kitabın içerisinde ayrı ayrı incelenebilecek "inanç, ahlak, erdem" konuları da olsa çok çok az değinilmesi kötü olmuş. Somut olarak bu konu hakkında yazarımızın da konuşmaya epey çekinir olduğunu düşünüyorum. Ama dönemin reformcularından olduğunu 19.yyın en önemli düşünürlerinden biri olduğunu yeni yeni gelişen hümanizm ve idealizmin öncülerinden olduğunu varsayarsak çok önemli bir çalışma olduğunu söylemeliyiz. Ortaçağın yetkeciliğinden kurtulmasından ve dönemindeki entelektüel akımlardan ne kadar umut dolu ve olduğunu, insanlığın gelişmesi ve herkesin belirli bir entelektüel düzeye ulaşması için ne kadar istekli olduğunu görebilirsiniz. Diğer yazarların da fikir özgürlüğüne yol açtığını düşünürsek keyifli bir okuma olduğunu söylemeliyim.