Geldiğin yere dön, Şeytan!
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2023 8. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2023 09:02
Leonid Andreyev Şeytan'ın Günlüğü fevkalade bir kitaptı. Kesinlikle anlayabilene yergilerini açıkça hissettiriyordu. Bir paragrafını bile sindirebilmek için kaç defa okumuş ve akıl süzgecimden geçirmişimdir kim bilir. Benim Andreyev'den okuduğum ilk kitaptı. Açıkçası kitap seçimlerimi hislerime güvenerek alırım. Aldığım hiçbir kitaptan memnun kalmadığım olmadı. Sanırım kitap konusunda kalp gözüm açık. Ve Şeytan'ın Günlüğü benim neznimde asla unutulmayacak bir kitap olarak yerini aldı. Kitabın içindeki tek bir söz aslında kitabın ne anlatmak istediğini bize söylüyor: "Vade retro, Satanas!" (Geldiğin yere dön, Şeytan!) Ve bunu da bizim Şeytan'ımıza Roma Kardinali'nin söylemesi ironik bir biçimde kitabı anlatmaktadır. Kardinal olsun, Magnus olsun aslında Şeytan dediğimiz kötülüğün saf halini bu söz ile aşağıladılar, Şeytan'ı küçük düşürdüler. Şeytan'ın ağzından yazılmış günlük havası veren bu eser hem üslup hem de içeriği bakımından beni fazlasıyla etkiledi. Şeytan önce insan olmaya, konuşmaya ve diğer özelliklere alışmaya çalışırken; daha sonrasında bir kabulleniş ve duyguları hissetme aşaması geçirdi. Sanki bir canlının büyümesini izler gibi onun insan olma "çabasını" izledik. Benim için sadece boşuna bir çaba idi. Çünkü bizim Şeytan ne kadar "Ben artık insandım!" desede aslında insan olmanın anlamını bile roman sonunda kavrayamadığını görürüz. Mesela romanda Şeytan insan olmayı kabul edene kadar cümlelerde geçen ben kelimesini Ben diye yazıyordu. Çünkü o, Şeytan'dı. Sembolik olarak sevmesek de kutsaldı. İnsanlarla aynı kefede değildi. Ama o insan olmayı kabullendikten sonra artık Ben değil, "ben" olarak günlüğüne yazmaya başladı. Ben kitapta Şeytan'la hep fikir ayrılıklarına düştüm. Biliyordum insanın doğasını. Şeytan eğlenmek istedi bu dünyada, sıkılmıştı Cehennem'de. Ama ben biliyordum eğlenemeyeceğini, kandırılacağını... Kitabın ilk cümlelerinde "Müthiş yalnızım." diye bir ifade vardı. Kitabın ortalarında ve sonlarında da aynı ifadenin tekrarlanışına şahit oluyoruz. En çok onun yalnızlığına üzüldüm. İnsan olmayı becerememesine, insanların bu dünyada Şeytan'ın görevini çalmasına ve bizim Şeytan dostumuzun bir "kimliğe" sahip olmaması beni yaraladı. En çok hoşuma giden şeylerden biri Şeytan çok kibardı. Günlüğün başından sonuna kadar hep dostum, sevgili okur, yoldaş tarzı ifadelere yer verdi. Bazen sormadım değil kendime, hangi insan en son bu kadar kibar hitap etti bana? Ve Şeytan'ın dostu Toppi'yi sevmedim. İnsan olmaya çabuk adapte oldu. Toppi ikiyüzlüdür bana göre. Zaten Şeytan'da zamanında Toppi'nin bir gün onu unutacağına emindi ve öyle de oldu. Şeytan'ın kitabın başından beri Magnus'a inanması ve güvenmesi sinirimi bozdu. Daha sonrasında bence Magnus yerine başkası da olsa aynı körkütük güvene sahip olacağını düşündüm Şeytan'ın. Dini olgulara olan yerinde yergilere bayıldım. Maria'nın kutsal Meryem'e olan müthiş benzerliğine rağmen, içte ne kadar zıt olabileceği çok güzel işlenmiş. Magnus insanlardan korkuyordu ve Şeytan korkmuyordu. İşte tüm olaylar ikisinin arasındaki bu tezatlıktan alevlendi. Magnus: "Anla artık, her iki ayaklı çöpe insan denmesine izin veremem." Magnus bence bu cümlesinde gayesini açıkça ortaya koydu. Olaylar gelişti, milyarlar verildi, Şeytan ise insana kin ve intikam doldu. Olması gereken buydu. Hikayenin en kazançlısı Kardinal X çıktı. Kardinal'e göre öteki tarafta Cennet ve Cehennem'de tek kişi yönetici idi. Cehennem'de Şeytan başta iken, Cennet'de Tanrı baştaydı. Kardinal X ise yeryüzünde Cennet'ten yer satarak ve kara paralarla ruhban sınıfın başındaki kral yani yöneticiydi. Ve Kardinal gibi kişiler Tanrı'nın gazabından değil, polisin sesinden ölesiye korkuyordu. Sanırım Şeytan bunu en sonunda kavrayabilmiştir. Umarım kavrayabilmiştir... Şeytan'ın Günlüğü
İnsan
Şeytan'ın GünlüğüLeonid Andreyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,819 okunma
··
231 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
anx
Gönderi Sahibi
Kitapta geçen Magnus'un Şeytan'a anlattığı kısa öyküyü buraya yazmak istiyorum: "Bir gün eğitimli, dindar ve politik bir sürgün, sürgün yerinden kaçıyor. Ormanlarda bilinçsizce yol ararken bir tarikatın yerine rastlıyor. Geldiğinde ise tam da korkunç bir cinayet işlenmek üzere. Barbar keşişler kendi dinlerinin gereği olarak bir sunağın üzerinde daha 7 yaşında olan bir çocuğu ilahiler söyleyerek 'kurban etmek' üzere. Genç anneside korkmuş olan çocuğu sakinleştirmeye çalışıyor. Bunu gören sürgün büyük günah işlediklerini; Allah'ın sevgisiyle değil, Cehennem azabıyla karşılaşacaklarını anlatıyor. Fakat bağnaz keşişler onu dinlemiyor. Sürgün ağlasa da, dua etse de, bıçağı kapmaya çalışsa da nafile. Keşişler sinirleniyor ve onu da öldürmekle tehdit ediyor. Sonunda sürgün, işi kendi yapmayı öneriyor ve ilahiler eşliğinde çocuğu kurban ediyor. " Magnus daha sonrasında bunu yapma nedenini de açıklıyor bizlere. Sürgün, o keşişlerin Cehennem'e gidişlerini izlemektense onların günahlarını izlemeyi tercih etmiş...