·428 syf.····Okunma: 12 Mart 2023 19:23 Yeşil Yol, beni en çok etkileyen eserlerden birisi olmuştur... Bundan yıllar önce televizyonda denk gelip izlemiştim Yeşil Yol'un film uyarlamasını; Stephen King ile dolaylı yoldan da olsa ilk tanışmamız böyle olmuştu.
Yeşil Yol'un kitabı da uzun süredir elimdeydi fakat filmini birkaç defa seyrettiğim için, insanın sonunu bildiği bir hikâyeyi tekrardan okuması biraz zor geliyordu tabii, kısmet bu güneymiş...
Stephen King en sevdiğim yazarlardan birisi, O'nun eserlerini sıkılmadan büyük bir keyifle okuyorum. Yeşil Yol kitabı da şüphesiz okuduğum King eserleri içerisinde belki de en iyisiydi diyebilirim (Tabii King gibi bir yazı makinesinin, yüzlerce eser vermiş bu adamın sadece cüzi bir miktarda kitabını okuma şansım oldu. O sebeple kendi okuduğum King eserleri içerisinde böyle bir sıralama yapıyorum)
Gelelim hikâyemizin konusuna (Dikkat!! Bu kısım spoiler içerebilir! )
Paul Edgecombe, Cold Mountain Hapishanesinin başgardiyani olarak görev yapmaktadır. Hapishanenin E Bloku idam mahkumlarının bulunduğu kısımdır, o dönemde idam mahkumları elektrikli sandalye ile infaz edilmektedir...
Kariyeri boyunca çeşitli infazları bizzat yöneten Paul'un yaşamı John Coffey (Kahve markası gibi ama yazılışları farklı) ile tanıştıktan sonra değişir...
Iki kız çocuğunun ölümünden sorumlu tutulan John Coffey, devasa cüssesinin aksime oldukça ürkek ve saf kalpli birisidir. Cinayeti John Coffey'in işlemediğini düşünmeye başlayan Paul, diğer gardiyan arkadaşları Brutal, Dean ve Harry ile birlikte olayın aslını öğrenmeye çalışırlar...
John Coffey sıradan bir mahkûm olmamakla beraber, sıradan bir insan da değildir. Brutal'ın tabiriyle John Coffey Tanrı'nın bir armağanıdır... Zira John Coffey'nin idam gününe kadar olan süreçte gardiyanlar ile yaşadıkları bazı doğaüstü olaylar John Coffey'nin sıradan bir insan olmadığını göstermiştir...
Ilk olarak Başgardiyan Paul'un idrar yollarındaki rahatsızlığı mucizevi bir şekilde tedavi eden John, ardından Delacroix'in faresi Mr Jingles'ı da yine mucizeci bir biçimde yaşama döndürmüştür... Bu ve bunun gibi birkaç olay Coffey'nin sıradan bir insan olmadığını kanıtlarken, O'nun suçsuz olduğuna dair olan düşünceleri de kuvvetlendirmiştir...
Fakat ne yazık ki önyargıların hâkim olduğu, adalet sisteminin çok da iyi iş görmediği o dönemde, üstelik bir siyahi olan John Coffey gibi bir mahkum için adalet yerini bulamayacaktır... Paul ve arkadaşlarının tüm çabalarına rağmen Tanrı'nın bu güzel armağanı olan John Coffey elektrikli sandalyeye oturacaktır...
Hem filmi hem kitabı olsun gerçekten çok başarılıydı, ben sıkılmadan büyük bit keyifle okudum kitabını, hatta tüm hikâyeyi en başından bilmeme rağmen... Bizlere böyle bir şaheseri armağan ettiği için büyük usta King'e teşekkürlerimi sunuyorum...
Incelememi John Coffey'nin o meşhur sözleri ile tamamlamak istiyorum:
"Gördüğüm ve hissettiğim acılardan yoruldum artık, patron. Yağmur altında bir ispinoz gibi yalnız, hep yollarda olmaktan yoruldum. Hiçbir zaman bana eşlik edecek, bana nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi ve nedenini söyleyecek bir yoldaşım olmadan. İnsanların birbirlerine karşı bu kadar kötü olmalarından yoruldum. Yardım etmeye çalışıp da edemediğim bütün o zamanlardan. Karanlıkta olmaktan yoruldum. Asıl da acıdan. Çok fazla. Eğer sona erdirebilseydim, yapardım. Ama yapamıyorum."