Hatırla, Kimdi Yan Gözle Bakmadı Kır Çiçeklerine Bile*
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2023 10. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2023 18:17
Evet, İslam. Onunla olan mesafesini ve münasebetini tayin etmede çoğumuzun çoğu zaman zorluk çektiği İslam… Fakat her defasında bize bir kapı aralayan, “ne olursan ol yine gel” diyen İslam… Konumuz zor fakat üstesinden gelebilir, içinden çıkabilirsek kavuşacağımız aydınlık da bu zorluk nispetinde parlak. Zahmet olmadan rahmet olmaz deyip başlayalım. İncelememin bütünüyle kitabın ne anlattığı olmayıp ne anladığımla da şekillendiğini belirtmek isterim. Bu minvalde, objektif bir değerlendirme olmaktan biraz uzakça. En başta anlamamız gereken ve kitap boyunca göz önünde tutmamız gereken bir şey var ki o da yazarın, İslam’ı yalnızca bir din olarak görmeyip bir dinden daha fazlası olarak gördüğüdür. Bunu da şu şekilde dile getirir: “Tarihte hiçbir hakiki İslami hareket yoktur ki aynı zamanda siyasi bir hareket olmasın. Bunu nedeni İslam’ın bir din olmanın yanı sıra bir felsefe, ahlâk, düzen, tarz ve bir atmosfer, tek kelimeyle entegre bir hayat biçimi oluşudur.” Bunu anlamak hem günümüzde hakim olan, İslam’ı mahdut bir alana hapsetme anlayışını yıkarak -bunu başarabilmeyi yürekten diliyorum- yazarın dediklerinin yanlış anlaşılabileceğinin önüne geçecek, hem de bizlere söylenenlerin öte bir anlamı olduğunu düşündürecektir. Bundan başka, Doğu Batı Arasında İslam adlı eserinde ise “Kökeni İslam’a dayanan hiçbir İslami kurum ne saf din ne de saf bilim (siyaset, ekonomi, dış dünya) sahasındadır” ifadelerini kullanır. Sanırım İslam’ın yalnızca bu yönünü ele alsak dahi sayfalar dolusu yazmamız gerek. Buna binaen temel mesajı alıp bu kadarıyla yetinelim. Aliya İzzetbegoviç meseleyi bize çok da uzakta başlatmıyor aslında. Hatta bizden başlatıyor, Türkiye’den ve birkaç ülkeden. Vaktizamanında yapılan inkılapların yanlışlığından yakınarak bunları birer yıkım olarak değerlendiriyor ki hiç de haksız sayılmaz. Bahusus dil mevzuunda. Bunları dile getirmesinin sebebi ise Türkiye’nin bu inkılaplar neticesinde İslam’dan uzaklaşarak üçüncü sınıf bir ülke durumuna gelişine dikkat çekmek (Kitap 1969 yılında yazılmış olup o zamanki dünya ve Türkiye durumu göz önüne alınırsa mesele daha iyi anlaşılacaktır.) Harf ve dil devrimi sonrasını şöyle değerlendirir: “Türkiye’nin yeni nesilleri sırtlarını dayayacak manevi bir dayanak bulamadılar ve bir tür ruhsal boşluk içinde kaldılar. Türkiye, hafızasını ve geçmişini kaybetti. Böyle bir şey kimin için gerekliydi?” Dil ve kelimeler düşünceye açılan pencerelerdir. Onların zenginliği sayesinde daha geniş bir alanı görebilir, onların sayesinde daha geniş düşünebiliriz. Düşünceler de ya fikri ya da maddi üretime dönüşür elbette ki. Bu da yaşadığınız coğrafyanın kalkınmasına bir katkıdır en nihayetinde. Bu açıdan bakalım ve soruyu tekrarlayalım: böyle bir şey kimin için gerekliydi? Böyle bir şey kimin lehineydi? “Müslüman kalabalıkların belli hislerini tetiklemek için onları harekete geçirecek ve yönlendirecek bir düşünceye ihtiyaç vardır. Lakin bu, herhangi bir düşünce olamaz. Bu düşüncenin söz konusu derin hislere tercüman olabilecek mahiyette olması gerekir. Yani bu, ancak İslami düşünce olabilir.” Kitabı oluşturan kıvılcım düşünce sanırım bu paragraf. Müslüman halkların yeniden İslami düşünceye kavuşmaları İslami/dini yeniden doğuşun ilk ve önemli bir adımıdır. İslami düşünceye kavuşmuş bir Müslüman topluluğu ise İslami nizami kurabilecektir. İslami nizamın ön koşulu ise dini yenilenmedir. Dini yenilenme ise Müslüman toplulukların İslamlaştırılmasıdır. Peki ne demektir bu? Bu suale yanıt vermezden önce kendimize, tam da içinde bulunduğumuz çağ Müslümanlarına bir bakalım. Gördüğümüz tablo şu olacaktır: İslam’dan ve İslami idareden uzak ve de İslam’ı İslam dışı ölçütler tarafından anlamlandırmaya çalışan Müslümanlar topluluğu. İstisnalar vardır elbet lakin genel tablo budur. Ve İslam Deklarasyonun amacı da zaten şudur: Müslümanların İslamlaştırılması. Şimdi yazara göre bu “İslamlaşma” nedir ona bakalım: “Bu İslamlaşmanın başlangıç noktası, Allah’a sağlam bir şekilde iman ve İslami dini ve ahlaki normların Müslümanlar tarafından harfiyen ve samimi bir şekilde tatbikidir.” Burada bir şeyi vurgulamak gerekir ki İslami yenilenmede İslam halklarının yenilemesi, hayatlarında İslam’ı daha “görünür” kılması işaret edilmektedir İslam’ın yenilenmesi değil. İslam’ın umdeleri her daim yeni ve diridir. Yazarın üzerinde sıkça durduğu ve önemini vurguladığı diğer bir konu ise Panislamizm. Yani İslam birliği. Bütün Müslüman devletlerin bir araya gelmesinin öneminden ve zaruretinden söz eder Aliya İzzetbegoviç . Ve bu zaruret ve önemin şu veya bu sebeplerden ötürü olmayıp Hucurat Suresi’ndeki “Müslümanlar ancak kardeştirler” ayetinden ötürü olduğunu söyler. Gerek Doğu Türkistan’da gerek Filistin’de ve muhtelif yerlerde yaşananları göz önüne alınca İslam birliğinin tesis edilmesinin gerekliliğini bir kez daha anlarız sanırım. Lakin anlamaktan da öteye geçip eyleme varmak gerekiyor ki ipin ucu tam da burada kopuyor. Son olarak değinmek istediğim ve en önemli gördüğüm kısım ise yazarın bütün bu yenilenme ve devrimlerin eğitimden, insan yetiştirmekten geçtiğini söylemesi. İslami yenilenmenin evvela tek bir insanda başlaması gerektiğini savunur muharririmiz. Daha sonra bu, topluma sirayet eder ve topyekün bir yenilenme bir diriliş gerçekleşir. Ki bunu şöyle dile getirir: “Her hakiki ihtilal, eğitimden başlamış ve özünde ahlaki bir çağrı taşımıştır.” Yaşadığımız bu kaht-ı ricalden halen kurtulabilmiş de değiliz. “Diriliş” mefhumunu kullanmışken Üstat Sezai Karakoç şu sözleriyle sonlandıralım yazıyı: “Müslüman, İslam’ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.” Ben az söyleyeyim siz çok anlayın efendim. Kitaba naçizane bir bakışım bu şekildeydi. Uzun lafın kısası ümmet-i Muhammed aşkına bu kitabı okuyun :)
1000k
İslam Deklarasyonu ve Tarihi SavunmaAliya İzzetbegoviç · Ketebe Yayınları · 20199,4bin okunma
··
669 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
A
Gönderi Sahibi
Başlıkla yazının alâkası İsmet Özel'in Naat adlı şiirini okuyunca daha iyi anlaşılacaktır efendim :)