·156 syf.····Okunma: 03 Mart 2023 12:45 Brezilya’nın kurulduğu 1889’dan beri Brezilya Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinde en büyük rolü silahlı güçler yani ordu oynamıştır. Bu etki en çok 1964 ila 1984 yılları arasında hissedilmiş. 1964’te gerçekleştiren askeri darbe ile başkan görevinden alınmış ve ülkede yirmi yıl sürecek bir diktatörlüğün ilk temelleri atılmış. Bundan böyle ülke sosyal ve ekonomik alanda ciddi değişimler geçirmekle kalmamış, düşünce ve özgürlük alanında insan onuruna yakışmayacak yasalara boyun eğmiş.
Bu kitap 1972’de, zulmün ve baskının en yoğun olduğu yılda yazılmış. Kitapta gerçeklik altüst edilmiş; alegori ve kurgu iç içe geçmiş durumda. Yani alıştığımız gerçekliğe uymayan öğelerle yazılmış bir kitap. Çünkü bu kitabı o yıllarda yayımlayabilmek ya da sansür kurulundan geçirebilmek için yazar böyle bir üsluba kasten başvurmuş olmalı. Çünkü kitap mevcut iktidarın insanlar üzerindeki baskısını ve zulmünü eleştiriyor. Böyle bir şeyin de hükümetin işine gelmeyeceği bariz.
Hikâyemiz Lucas (Lu) adında bir çocuk tarafından anlatılıyor. Lu hem anlatıcı hem de hikâyenin ana karakteridir. Lu annesinin ısrarı üzerine dayısı Baltazar’ın kasabalarına gelişinden itibaren gerçekleşen olayları bir deftere not etmek istemesiyle hikâye başlıyor. Lu bize herhangi bir zaman ve mekân vermiyor. Sadece ülkenin iç kesimlerinde yer alan Taitara adlı bir kasabın varlığından haberdar oluyoruz. Baltazar dayı oraya taşınınca bir Şirket kurmak ister. Fakat bunun için maddi kaynaktan yoksundur, bunun için pek çok kişiye projesinden bahseder. Nihayetinde bir şekilde Şirket kurulur, kasabadaki herkes çok mutludur. İnsanlar iş güç sahibi olurlar. Ancak bir süre sonra Şirket’te işler beklenenin aksine esrarengiz bir şekilde gelişmeye ve her şey gitgide daha kötü bir hal almaya başlar.
Öncelikle bir gecede kasabada insanların hareketlerini kısıtlayan duvarlar ortaya çıkar. Bu duvarları kimin ve ne zaman yaptığı bilinmez. Bu duvarlar bir labirenti andırır. Öyle ki insanlar bir yerden başka bir yere gitmek için uzun mesafeler kat etmek zorunda kalırlar ve çoğu zaman da kaybolurlar. Duvar metaforu bence burada hükümet ile halk arasındaki mesafeyi ve kopukluğu simgeliyor. Yani hükümet insanlarla arasına aşılmaz bir duvar örmüştür. Duvarları müteakip nereden geldiği belli olmayan akbabalar türer gökyüzünde. Kasaba adeta akbaba istilasına uğramıştır. Bu akbabalar insanları sürekli gözetlemektedir. Belki yazar burada Şirket’in insanları sürekli gözetimde tuttuğunu anlatmak için akbaba metaforu kullanmış olabilir. Akbabalar birer kamera ya da muhbir görevi görmüş olmalı. Şirket akbabalarla ilgili bir yasa çıkarır ve her evde bir tane akbaba bulundurulmasını emreder. Akbabalar evcilleştirilir ve ev halkıyla birlikte evcil bir hayvan gibi yaşamaya başlarlar. Muhbirler en özel alana kadar sızmıştır artık. Daha sonra havada hiçbir araç gereç kullanmadan uçan insanlar belirmeye başlar. Hükümet bu insanlara bakmayı yasaklar, insanlar bundan sonra göğe bakamaz duruma gelirler. Bu uçan insanlar büyük ihtimalle ya bu baskıcı rejimde öldürülen insanları ya da sürgüne gönderilen aydınları temsil ediyor olabilir. Bunların yanında Şirket insanların özgürlüğünü kısıtlamak ve hatta sonlandırmak adına absürt yasalar çıkarmaya başlar. İnsanların yaşamı her geçen gün daha katlanılmaz bir hal alır.
Hikâye genel olarak Şirket’in keyfince çıkardığı yasalar ve onların halk üzerindeki yansımaları üzerinde gelişiyor. Diktatörlükle yönetilen bir ülkede insanların bakış açısı, yaşamları ve düşünceleri nasıl şekilleniyor ve insanlar bundan ne şekilde etkileniyorlar bunu çok çarpıcı bir şekilde öğreniyoruz. Lu bize olayları anlatırken bilmiyorum neden ama ben çok dramatik buldum anlatış tarzını. Sanki “biz bilmiyorduk böyle olacağını” der gibi bir pişmanlıkla, bir korkuyla düşüncelerini aktarıyor.
Kitap okuru kesinlikle sıkmıyor, son derece akıcı bir anlatımla diktatörlüğün doğasını ve insanlar üzerindeki etkisini tüm çıplaklığıyla okurun zihnine zerk ediyor.