Fournier in bu sefer de Dul kitabıyla geldim karşınıza. Bir önceki kitabında ilk evliliği ve sakat,diğer çocuklarıyla aile yaşantısından bize kesitler sunmuştu. onun çocuklarına karşı hassasiyetlerini, özlemlerini, ideallerini hüzünlü çok çarpıcı cümlelerle vurgulamıştı. Sözcüklere, cümlelerine vurulmuştum. Hemen bu kitaba geleyim sırayı takip ederek Dul da farklı bir yaşam kesitini sunuyor. Çocuklarının sorumluluğuyla ve işinin ciddiyetlerini fark eden genç adam ikinci bir evlilikle hayatına devam ediyor. Aynı meslekten olan belgeseller çeken, kitaplar okuyan, romanlar yazan çocuklarına son derece nazik olan, misafirperver, son derece mütevazi, kendini bilen uyumlu hanım bir kadın olan Sylvie nin erken ölümü adamı perişan eder. Kaskatı kalır, ağlayamaz bile. Yas sürecini atlatırken paylaştığı cümleler vurucu, duygu aktarımı çok başarılı. Bazen bu duruma düşürdüğü için Sylvie ye kızar bazen onun bir esyasından mutlu olur. Karmakarışık olduğumuz insansı zor zamanlardan geçer. Eşyalarının yerini oynatamaz, gelen mektuplarını okur, gsm faturalarına bakar, çiçek ve bahçe işleriyle ilgili kataloğun gelmeye devam ettiğini gördüğünde hüzünlenir. Sen asla dul kalamayacaksın, ben öleceğim zamanda elimi tutamayacaksın derken hem ölüme duyduğu sitem hem kendisinin ona hala muhtaç olduğunu dile getiriyor. Hem de onun olamayacağı şeyleri sıralıyor öfkesini boşaltıyor.
Kitapta Garcia Marqez ve Zweig dan Dünün Dünyasına göndermeler var bu kitaplarda metinle değerlendirilmeli, keza buna metinlerarasılık deniyor.
''Ne zaman sana ait bir şey görsem fena halde üzülüyorum ,özellikle el çantanı gördüğümde. Eve her girdiğimde ve onu antredeki bir sandalyenin üstünde gördüğümde, senin evde olduğunu anlar, rahatlardım.
Artık çantan hep orada ama sen yoksun.
Garcia Marquez yazmıştı: Sevdiğimiz insanlar bütün eşyalarıyla birlikte ölmeli.'' sayfa 61
Arzu Kapoglu
youtube kitappyorumluyorum