Selamlar! Spoilersız yorum olacak, rahatlıkla okuyabilirsiniz. Konuyu anlattıktan sonra hızla görüşlerimi söylemeye ve yorumlara geçeceğim.
Ana karakterimiz Bryce yarı insan- yarı fey. Fey kralı Güz Kralı’nın reddedilmiş kızı. Annesi de insan. Bryce tam bir parti kızıydı. Gündüzleri çalışıyor akşamları da partiliyordu sağda solda. Ta ki en yakın arkadaşı bir iblis tarafından öldürülene kadar. Onu kaybettikten sonra kitapta iki yıllık bir atlama yaşanıyor ve Bryce hâlâ parti kızı rolü yapsa da tamamen değişmiş biri. Ruhu ölü gibi. Arkadaşını kaybettiği gecede, geçmişte kısılıp kalmış. Sonra birden, onun ölümüne benzer bir şekilde başkaları da öldürülüyor ve kendini bir soruşturmanın merkezinde biliyor. Bu soruşturmada onu koruyacak ve ona yardım edecek kişi, Baş Melek Vali Micah’ın kölesi olan ‘Ölümün Gölgesi’ adıyla bilinen Hunt. Yıllar önceki isyanından dolayı kölelik işareti taşıyan, Micah’a özgür kalmak için borçlarını ödemeye çalışan bir düşmüş- melek tarzı bir şey. Vanir deniliyor kitapta. Özgürlüğüne karşı büyük bir adım olacağından bu davayı çözmek onun için çok önemli.
Evet, konu bu kadardı. Şimdi yorumuma geçiyorum.
Bu kitap, yazarın ilk kitabı olsaydı çoğu şeyi göz ardı edebilirdim. Ama Sarah J. Maas 10 yılı aşkın süredir yazıyor ve kitabın ilk yarısındaki dünyayı anlatma çabaları tek kelimeyle başarısız. Tabii benim gözümde. Kitap 850 sayfa ve 720’ye kadar eğlenmedim. Okumaktan zevk almadım. Kendime her gün zorla yüz sayfa okutarak ilerleyebildim. Özellikle ilk 200 sayfada dünyayı o kadar birden sunmaya çalışmış ki kafam çok karıştı. Mesela dünyaya sonradan alıştım ben, o 200 sayfanın hiçbir yardımı olmadan. Kitabın ağır ve sıkıcı ilerleyen sahneleri bir çeşit fantastik polisiye gibiydi. Davanın izini sürüyorlar falan filan. Davada yaşananlar sonunda açığa kavuştuğunda aynı şöyleydim: Tamam, o zaman ben neden 500 sayfa boş dava koşuşturması okudum ki?
NEDEN? Dünyayı aynı şekilde 200 sayfada da tanıyabilirdik!
Gelelim karakterlere. Aslında Bryce karakterine erken ısınabilseydim bu sıkıcı sürüklenmede daha erken eğlenmeye başlayabilirdim. Ama yazar karakteri öyle vermiş ki anca finalde karakteri tam olarak tanıyabiliyoruz. Karakter olarak da. Açıkçası 300 sayfa boyunca sinirlerimi bozdu. Sonrasında ısındım ve kitabın sonunda da sevdim. Ana erkek karakter Hunt, iyiydi, güzeldi. Sevdim. Pek kusuru yoktu. Ama tek kusuru ilk erkek ana karakter olarak gözükmek olabilir. Sarah genelde sonradan gelen erkek karakterle yapıyor ana karakterleri diğer serilerde. Bu yüzden fandomda böyle ‘acaba o sevgili erkek Hunt değil mi?’ endişesi var. Bir de yan karakterler var… Danika, Bryce’ın her zaman en yakın arkadaşı kalacak arkadaşı ve kitapta ilk ısındığım karakter o oldu. Gidişi beni yıktı diyebilirim. Yan karakterlerden en çok Ruhn’u, Bryce’ın üvey erkek kardeşini sevdim. Çok tatlı bir karakterdi. Bunlar dışında bir dolu karakter olmasına rağmen hiçbir yan karaktere ısınamadım.
Kitap hayatımda okuduğum en en en ennn sıkıcı cinayet soruşturmasına sahipti. Bunu eğlenceli kılabilecek ne vardı: Bryce & Hunt etkileşimleri. Peki yüzlerce sayfalık sıkıcı soruşturmada bu etkileşimler beni ne kadar eğlendirdi? Çok az. (Yine de buna minnettarım. Arada didişmelerinden dolayı gülmeseydim sanırım taş gibi bir suratla okumayı bitirecektim.) Peki beni ne kadar tatmin etti? Neredeyse hiç.
Tamam, aranızda elektrikler, şimşekler *Hunt’un havalı şimşek gücü, çaktınız mı?* var. Cinsel gerilim sırf tabiri caize okuyucuya ‘koklatılmak’ içindi. O sahneler olacakmış hissi verip olmaması. –Ki bu wattpad kitaplarında mercimeği fırına vermek için yatağa yattıklarında aniden gelen telefon araması ve ana erkek karakterin küfür ederek en yakın erkek arkadaşından gelen aramayı cevaplamak için yataktan çıkmasını okurken hissettiğim hislerle aynı şeyi hissettiriyor- Birbirlerini detaylı şekilde düşünüp asla gerçekleşmeme olayları vs. Aa, dur hakkını yemeyelim. Bir sahne vardı. Ama o kadar basitti ki önceden ‘valla billa aralarında gerilim bak, birbirlerini nasıl da o şekil düşünüyorlar’ sahnelerinden daha silik kalmıştı benim gözümde. Biraz dirtytalk ve birkaç hareket. Sonra şak diye işi yarıda kesme. Neyse ya, vücutları yaralı, kanamaları var diye oldu.
Tamam tamam, hastalardı. Üstlerine gitmiyorum.
Diyecek o kadar çok şey var ki… Mesela Sarah bu kitabı için çok geniş bir dünya kurmuş. Yine diğer kitaplarında olan ‘boyutlar’ meselesi burada da var. İşte kurt adamlar, vampirler, şekil değiştirenler, melekler ve aklımda kalmayan bir sürü tür isimleri… Dünya dengesi güzel duruyor. Ve türlerin sınıflandırması falan da. Ama dediğim gibi, 10 yılını aşmış bir yazar için dünya anlatması bana göre yetersizdi ve bu yarattığı geniş dünyaya uymuyordu.
Kitap bitirdiğinde kitabı elimde alıp durdum. 150 sayfada ağladım. Dostluğu, sevgiyi, acıyı hissettim. Kitap boyunca görmediğimiz fantastik dövüşler, savaşlar falan son 150 sayfada vardı. (Şükür.) Ve şaşırtıcı detaylar vardı kitapta. O sıkıcı soruşturma var ya 500 sayfalık, onun sonucu şaşırtıcı işte. Hem de iki- üç kere şaşırdım. Sadece tek bir şeyi tahmin edebilmiştim. Sonra kendime sordum: Devam kitabını alır mıyım? Öğrendiğim tüm gerekli- gereksiz tür ve yan karakter isimlerini düşününce ateşim çıktı. Bu koca dünyayı bu son için öğrenmedim ben. Sonu tam şeydi:
+Bu sadece fragmandı, ehe.
-NE FRAGMANI? BANA BİRAZ DAHA OLACAKLARI GÖSTER!
Serinin diğer kitabı çıktığında önce sevdiğim bloggerların okumasını bekleyeceğim. Bir 500 sayfalık boşluğa daha düşmemek için akıcı olup olmadığını onlardan öğreneceğim. Eğer onlar tamam derse, o zaman başlayacağım.
Kısaca özet geçeyim.
1. Nokta: Kitabın çoğu sıkıcı bir soruşturma. Ama son 150 sayfası gerçekten şaşırtıcı ve duygusal. Peki 850 sayfa, 150 sayfa için okunmaya değer mi? Siz seçin.
2. Nokta: Muhtemelen dünyayı anlatış şeklinin karmaşıklığından dolayı beyninizi göklere teslim edeceksiniz.
3. Nokta. Sonuca ulaşmayan cinsel gerilimler koklatılmış. Okurken kolay gelsin.
Ve son olarak… Benim gibi Sarah J Maas’ın diğer kitaplarını okuyup beğendiğiniz ve onun kalemi gibi okuyacak kitap mı arıyorsunuz? Gidip Jeniffer L. Armentrout’dan Kan ve Külden’i alın. O kitabın verdiği his, Hilal Şehir’den daha çok Sarah okuyormuş hissi veriyor.
Ve işte… Yeni bir araf kitabım daha. O canımı yakan 500 sayfa… Bir yandan Bryce& Hunt güzelliği ve Bryce’ın kişiliğini mıncırma isteği… Ruhn… Danika… Keşke sizinle daha kısa ve öz bir Hilal Şehir kitabında tanışsaydım :’) Üzgünüm bebeklerim, o 500 sayfa benim 5 gün boyunca hayat enerjimi sömürdü.
6 | 10