Yeni yazarlarla tanışmayı çok seviyorum. Çoğu, hem "Ben bu yazarı nasıl nu kadar geç fark etmişim?" dedirtiyor hem de bazen kendi içimde çok farklı ufuklar açabiliyor. Cem Kalender de böyle bir yazaer oldu benim için, kendisine teşekkür ederim. Bu teşekkür; din sömürüsünü, hacı-hoca takımını ve hep gündemdeki konuları bu kadar net ve kalemini sakınmadan işleyebildiği için... Gündüz kuşağında yer alan ve tüylerimiz diken dikan takip ettiğimiz Palu ailesi var ya... İşte bu aileden ve ailede yaşanan iğrençliklerden yola çıkıyor Cem Kalender "Çürüme" adlı romanında... Yani romanımız gerçek bir olaya dayanıyor. Günümüz ana akım medyasında sıkça gördüğümüz çocuk istismarı, tecavüz, şiddet, cinayet gibi vahim konuları Cem Kalender romanına başarıyla aktarıyor ve bu aktarılanların 2023 yılında Türkiye'nin hala en vahim sorunları, kanayan yarası olduğunu yüzümüze vuruyor. Bu kanayan yaramız, halen hem romanlarda hem de gerçek hayatta ucu açık duruyor. Hatta zemin hazırlamak için İstanbul Sözleşmesi kaldırılıyor, din adı altında çoğu şeye göz yumuluyor. Tıpkı romandaki gibi! Yazarı ve üslubunu çok beğendim. Anlatmak istediklerini, çarpıcılığı ve günümüz insanının çaresizliğini net cümlelerle aktarıyor. Romanda farklı kişiler üzerinden üçüncü tekil şahıslı bir anlatım görüyoruz. Oldukça sürükleyici ilerliyor. Puanımı kırdığım nokta ise sonu! Sona az yer ayrılmış, karakterlerin geleceğini biraz daha okumak isterdi sanki... Son bölümde özellikle İshak'ın bir tiradı vardı ki, çok iyiydi!
Başüstü Mahallesi'nde artık hiçbir şey, eski huzurunda olmayacaktır. Çünkü Ongun Apartmanı'na Sıddık iç güveysi olarak gelir. Sıddık, daha ilk dakikada olaylara dahil olur ve ailesini geri isteyen damat Seyfi'nin ölümünde baş rol oynar. Ailenin babası Abbas Efendi bu olayla hapse girince, Sıddık aileyi kanaytları altına alır ve ailede terör estirmeye başlar. En büyüğünden en küçüğüne cinleriyle, karışımlarıyla, dayakla, tecavüzle, ölüme göz yummalarla gözlerini boyar. Onları Ongun Apartmanı'nda hapis tutarak korku dolu anlar yaşatır. Tüm aile hastalanmakrta, gerekirse aç kalmakta, kir pas içinde durmakta; lakin Sıddık'ın sözünün dışına çıkmamaktadır. Olanlara bir tek mahallenin imamı İsmail Hoca ses çıkarır; ancak şüpheleri yeterli olmaz. Efsunlu görülen Sıddık, bir şekilde Ramazan, İsa, Muhtar, Süleyman, Yakup vb mahalledeki tüm eşrafı vaatleriyle yanına çeker, gözlerini boyar. Romanın adı, işte burada yaşanmaya başlar; yani Ongun Apartmanı, Sıddık'tan başlayarak çürümektedir. Din kisvesi altında yapılanlar, tüm o cehalet önce tüm aile bireylerini sonra da çevresini çürütmektedir. Bu çürüme hem gözle görülmekte hem de kokusu alınabilmektedir. Her türlü iğrençliği barındıran bu çürüme, bir ailenin sonu olmaktadır. Bu dini sömürüyü bu uçsuz bucaksız çürümeyi durduran ise, ailenin tek çözüm arayan bireyi İshak olacaktır. Saydfaları çevirdikçe yoğun cehaletten ve yaşanan iğrençliklerden kanınız donacak!