Puan vermedi·319 syf.····Okunma: 25 Mart 2023 13:47 Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Peyami Safa'yı ilk kez okudum ve söylemek istediğim öncelikli şey: Nasıl bir yazarımız varmış bizim!
İnsan psikolojisini, okuru bu denli sarsan şekilde anlatan herhalde bir Dostoyevski var. Biraz da Oğuz Atay. (Benim şu zamana kadar okuduğum yazarlardan)
Kitap ilk bölümde beni bir nebze zorladı çünkü Ferit karakteri ruhuma çok uzak ve beni daraltan özelliklere sahipti. Lakin bu bölümde Ferit'in materyalist dünyadaki savruluşları, yolunu kaybedişi ve bunun bilincinde dahi olmayıp adeta karanlık bir boşlukta süzülüp duruşu, biz okuyuculara oldukça sirayet eden bir biçimde anlatılmıştı ve baktığımızda Peyami Safa'nın, insan ruhunu ve psikolojisini bu denli detaylı analiz edip, yazıya aktarıp, okura geçirebilme kapasitesinin oldukça yüksek olduğunu görüyoruz.
Kitaba ismini veren Matmazel Noraliya olaya ne zaman dahil olacak diye merakla bekledim ve son 100 sayfada kendisiyle tanıştık. Beni bu kadar etkileyebilecek bir karakter olabileceğini hiç düşünmüyordum. Aslında şöyle ifade etmem daha doğru olur: Ferit'i bu kadar etkileyebileceğini düşünmüyordum. Bu kadar çırpınmanın ve düşüp kalkmanın sonucunda Matmazel Noraliya (aslında Nuriye hanımefendi) Ferit'i hayatıyla, görüşleriyle ve rüya yoluyla öyle farklı bir halet-i ruhiye içine soktu ki şaşkınlık içinde sayfaları çevirir oldum.
M. Noraliya karakterini size nasıl anlatabilirim bilmiyorum ancak onun ağzından bir alıntıyı buraya yerleştirmek ile isterim: "Yarabbi! Kalbimde mâsiva aşkından sudur edebilmesi muhtemel arzuların baş kaldırmasına meydan vermemek için sarfeylediğim cehd ü gayreti her dem âsan eyle."
Hayata gelişi, iki ayrı dine mensup ebeveynlerinin birbirini sevmesi ile başlıyor. Daha sonra, bir o tarafa bir bu tarafa çekilmeye çalışılırken kendi yolunu çizmeye başlaması ile de devam ediyor. Daha da sonrası? Siz okuyun...
Tanışmanız gereken bir karakter.
Bahsedilmesi gereken bir diğer şahsımız da Yahya Aziz. Ferit'in pansiyonda tanıştığı ve ona birçok konuda fikirleri ile yol gösteren, konuşmaları ile yazarın kendisini yerine koyduğunu düşündüğüm felsefe öğretmenimiz. Özellikle ikinci bölümde Ferit ile yaptığı konuşmalarda görüşlerine oldukça katıldığım ve evet evet, bende böyle düşünüyordum diye kendimi, kendi kendime konuşurken bulduğum zamanlar oldu.
Yazarın görüşlerini de kitaba bu şekilde dahil etmesi hem kurguyu zenginleştiriyor hem de biz okuyucuların aldığı zevki arttırıyor. Bir romandan beklentim bana yalnızca bir kurgu sunmasından ziyade içinde bir fikir belirtmesi, bir bakış açısı sunması ve hatta toplumsal yahut bireysel problemleri ele alıp çözüm sunmasıdır.
Bu saydığım özellikleri kitapta görüyoruz. Daha çok son 100 sayfada görmek istediklerimi görmüş olsam da o zevki yaşatması sayesinde gerçekten sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı. Sonlara doğru o kadar çok yerin altını çizip araştırmaya giriştim ki bu beni hem şaşırttı hem de tatmin etti.
Mâsivaya kapılmış giden birisinin yolculuğuna şahit olduk. Hem de dışarıdan değil, tam içeriden. Kitap biraz daha uzun olmalıydı diye düşünüyorum ancak yazar burada bitirmeyi uygun görmüşse elden de bir şey gelmiyor.
Heh, bir de söylemek istediğim son şey de şu ki, eserde eski kelimeler o kadar çok ki sürekli aşağıda açıklamalar verilmiş. Bu ihtişamlı ve güzel kelimeler de beni okurken çok tatlı hislere sürükledi ancak aynı zamanda o kelimeleri yitirmiş olmamızın ve çoğunu bilmiyor/kullanmıyor oluşumuzun acısını hissettim. Dilimizi zengin bir şekilde kullanabiliyor olmak isterdim.
Velhasıl ben kitabı oldukça beğendim, başlarda çok melankolik diye düşünüp bırakmayınız, sonuna kadar ulaşmaya çalışınız efenim. Buraya kadar yorulmadan gelenlere teşekkürler ve herkese keyifli okumalar.