İngilizlerin korkuya verdikleri isimlerden dahi dillerinin gelişmişliğine olan hayranlığım artıyor. Fobi olarak bildiğimiz insana refleks gibi yerleşmiş, gördüğü veya hissettiği an o şeyden uzaklaşma isteği veren korkuya fear veya horror derler. Fakat özel bir korku vardır, insan o korku verici şeyle karşılaştığında kasları öyle bir gerilir ki felç kaldığını zanneder, kendinde bağıracak, saklanacak veya kaçacak gücü bulamaz; gücü bulsa bile bu yaratık, veya her neyse, ondan kaçabileceği garanti değildir çünkü korktuğu şey ya her tarafa yayılmıştır ya da insanın kaçabilmesine fırsat vermeyecek kadar hızlı ve çeviktir. İşte bu duruma terror derler dillerinde, korku karşısında aciz duruma düşmeyi ve hatta korktuğu şey karşısında büyülenmeyi ifade eder. Ne yazık ki dilimizde Terror'ın ve Fear'ın karşılığı aynı kelime: korku. Bu yüzden inceleme boyunca korku yerine Terror kelimesini kullanmayı tercih edeceğim.
Terror hissini insana hissettirebilecek olayların sayısı günlük hayatta az olduğu için insanın terror hissini deneyimleyebileceği en ideal yer kurgu dünyasıdır. Benim aklımda yer eden terror durumuna birkaç örnek vereyim
1- Berserk manga serisi - Guts'ın Nosferatu Zodd ile karşılaşması.
2- Stephen King'in Sis (The Mist) novellası - Market çalışanının David Drayton'ın gözü önünde sisin içinden çıkan devasa dokunaçlar tarafından öldürülmesi.
3- Cthulhu'nun Çağrısı - Denizcilerin Cthulhu'nun uyanışına tanıklık etmesi.
Beni en çok etkileyense tabi ki usta korku yazarı Lovecraft'ın yazdığı Cthulhu'nun Çağrısı hikayesi. Yukarıda uzun uzun yazdıklarım ile dahi terror olgusunu tamamen anlamanız olanaksız, önce yazdığım örnekler ve onların türevlerini tüketmeniz lazım. Ve ne kadar çok içerik tüketirseniz tüketin size terror hissini en iyi verecek yazar Howard Phillips Lovecraft'tır, bu iddiamın da tamamen arkasındayım. Çünkü bu tür bir kurgunun, yani terror'ın edebiyat dünyasına kazandırılmasının ilk adımını Rhoade Island'lı bu ürkek adam atmıştır, zaten en korkunç hikayeleri genelde en çok korkanlar anlatır. Ve bu adamın edebiyata ve kurgu dünyasına kattığı tek şey bu da değil, terror'ın bağlamını, insanın o "şey" karşısında tamamen aciz ve korunaksız kaldığı, korkudan o "şey"den önce kendisini öldürmeye çalışacağı kadar delirmesini sağlayan, terror'dan bile daha güçlü bir korku durumunu en iyi ifade edecek kelimeyi de ona borçluyuz: Kozmik Korku (Cosmic Horror). Size kozmik korkuyu açıklamam için başka bir inceleme yazmam gerekir o yüzden istemesem de bu ilginç konuyu es geçmek zorundayım. Eğer öğrenmek istiyorsanız Portal YouTube kanalının "Kozmik Korku" adlı videosunu izlemenizi öneririm. Lovecraft'ı anlamanız için terror ve kozmik korku ifadelerini anlamanız elzemdi o yüzden bu kadar uzattım giriş kısmını, kusura bakmayın. Eğer hazırsanız asıl incelemeye geçeyim.
Cthulhu'nun Çağrısı bir öykü derlemesi, İthaki Yayınevinin basımını okuduğum için onun içindeki hikayeleri inceleyeceğim eğer sizin baskınızda farklı veya eksik hikayeler varsa kafanız karışmasın. Hikayeler şu şekilde:
-Randolph Carter'ın İfadesi
-Yabancı
-Erich Zann'ın Müziği
-Herbert West-Diriltici
-Duvarlardaki Fareler
-Pickman'ın Modeli
-Cthulhu'nun Çağrısı
Randolph Carter'ın İfadesi Lovecraft'ın sizi kendi dünyasına çekerken nelerle karşılaşacağınızı anlamanız için koyulmuş bir uyarı levhası gibi. Bu hikaye tuhaf olayları inceleyen gayriresmi bir dedektifin yardımcısı olan Randolph Carter'ın bölge polislerine verdiği ifadeden oluşuyor. Randolph'ın patronu bataklık bir bölgedeki mezarın merdivenlerinden aşağı iner , kendisi dışarıda ilkel bir telsizle onunla iletişime geçip gözcülük yaparken dedektif bir anda bağırarak duvarlardaki yazılardan, sembollerden ve garip yaratıklardan söz eder ve Randolph'tan mezarın kapağını kapatmasını ister. Başta dedektifi beklemekte ısrarcı olan Randolph sonradan seslerin ona doğru yaklaşmasıyla kararını verir.
Yabancı hikayesi içlerinden en kısası ve aynı zamanda en kötüsü. Kötü derken iyinin kötüsü, ortalama yani. Doğumundan beri bir şatoda mahsur kalmış bir adamın bir gün şatodan kaçmak için şato tepesine tırmanmaya karar vermesini anlatıyor hikaye. Tepedeyse adamı çok ilginç bir sürpriz beklemekte.
Erich Zann'ın müziği nefis bir hikaye, hiç sıkıcı değil ve okuması eğlenceli. Bir üniversite öğrencisinin oturduğu apartmanın en üst katında Alman asıllı sokak müzisyeni Erich Zann yaşamaktadır. Erich Zann'ın dairesinden her gün gecenin belli bir saatinde viyolin sesleri yükselmektedir. Zann'ın bu saatte sabah çaldığından daha iyi çalmakta olduğunu fark eden öğrenci onun müziğini canlı dinlemek ister ve kapısını çalar. Dilsiz Erich Zann bu isteği kabul eder ama tek bir şartı vardır: evin sokağa bakan cephesindeki pencereyi ne olursa olsun ellememek. Kendi evinden sokağı rahatça göremeyen ve en üst katta çok güzel bir fırsat yakalayan öğrencimiz terbiyesizlik yapmaz ve müzisyenin kuralına saygı gösterir. Bu misafirlik onlar için bir rutin haline gelir ve her ikisi de bundan mutludur. Fakat öğrencinin içindeki merak gün geçtikçe büyümektedir ve pencereyi açmaya karşı koyma çabası geçen günler boyunca kademeli olarak zayıflar.
Herbert West - Diriltici hikayesi Herbert West adındaki idealist bir doktorun ve onun öğrencisinin başından geçen ölü diriltme deneylerini anlatıyor. Beş bölüme ayrılan bu hikayede geçen her bölümde insan diriltme deneylerinin sonuçları hem iyi hem kötü anlamda gelişiyor. West ve Öğrencisi başta boks dövüşünde ölen bir siyahi bir adamı denek olarak kullanır , sonra kimsesiz bir gencin mezarını yağmalayarak gencin cesedini kullanır, 1. Dünya Savaşı sırasında ölen bir askerin kullanıldığı bölüm en korkuncudur ve son bölümde yaşananlar ise insanın geçmişinden asla kurtulamayacağının apaçık ispatıdır.
Duvarlardaki Fareler hikayesi oğlu 1. Dünya Savaşında ölen bir adamın ona ailesinden miras kalan bir şatoya taşınmasını anlatıyor. Kedileri vasıtasıyla Şatonun altında kurulduğu yamaçtaki kayanın diplerine doğru inen insan yapımı bir mağara bulur talihsiz baba. Sonrasında köyden birkaç kişi ve arkeolog bir dostuyla bu tüneller ve mağaralar tesisinin derinlerine inme kararı alır. Talihsiz baba mağaraların derinlerine indikçe ailesinin kötü şöhretinin asılsız olmadığını ve Frig mitolojisinin karanlık tarafının bu mağaralarda saklı olduğunu öğrenir. Bunlardan daha korkuncu ise hiçbir hayvanınkine benzemeyen kemik yığınlarının olduğu yer altı ahırları ve farelerdir.
Pickman'ın Modeli benim en çok korktuğum hikayeydi. Bir güzel sanatlar öğrencisinin tanışır tanışmaz hayran olduğu Pickman isimli başka bir öğrencinin resimleri tam anlamıyla mükemmeldir. Öğrencimiz Pickman'ın bunları nasıl çizdiğini öğrenmek isteyince Pickman onu şehrin içinde metruk bir eve götürür. Orada çizdiği başka resimleri gösterirken öğrenci Pickman'dan istediği şey için pişman olur çünkü bu resimler etkileyici olmasına etkileyicidir fakat fazlasıyla da korkunçtur. Neredeyse canlı gibi olan tablolardan bazıları ölü insanları, bazıları cadı ve büyücülerin toplantısını, bazıları da bir grup yaratığın bir oğlan çocuğuna ceset yedirmesini göstermektedir. Evin içinden gelen sesler ise öğrenci için son damla olur.
Cthulhu'nun Çağrısı Lovecraftian Mitosunun en büyük, en korkunç, en dehşet verici yaratıkları olan, insanların gözlemleyemediği karanlık yıldızlardan daha yaşlı ve onların dahi ötesinde yaşayan Old Ones ( Yaşlı Olanlar) dan biri olan Cthulhu'nun binlerce yıllık uykusunun bitişine yakın gerçekleşen ve sonrasında yaşanan olayları anlatıyor. Yaşlı ve saygın bir arkeoloğun ölümüyle olaylara dahil olan dedektifimiz onun mektuplarda yazıştığı bir adam ile olan konuşmalarını ve evinde bulunan Cthulhu heykelciğini bulunca araştırmayı şahsi meselesi haline getirir. Dedektifin bulduğu kanıtlar Cthulhu adlı bir yaratığı uyandırmak için yapılan dünya çapındaki ayinlerden tutun da Cthulhu'nun uyuduğu R'lyeh'i rüyalarınada gören insanlara, ayinlerde kullanılan heykelciği bulan insanların sır dolu ölümlerinden tutun da korsan saldırısına uğrayan bir mürettebatın Cthulhu'nun uyanışına şahit olmasına kadar korkutucu olduğu kadar yüksek tempolu ve heyecanlı olayları anlatıyor. Bu hikayeyi okuduktan sonra terror duygusu ile Cthulhu birbirini tamamlayan iki unsur olacak sizin için. Hikayenin eksiklikleri arasında kendini layıkıyla anlatabileceği sayfa sayısından kat kat daha az bir sayıda sayfada anlatılması ve bunun sonucu olarak olayların arasındaki devasa boşluklar sayılabilir. Hikayenin korkutuculuğu ve etkileyiciliği sayfa sayısına yenik düşmüş desem yeridir. İşi öğretecek adam ben değilim ama Cthulhu'nun Çağrısı bir roman olsaymış Edebiyattaki yeri daha önemli olurmuş gibi geliyor.
Umarım yazdıklarım sizin için faydalı olmuştur. Uzun soluklu ve verimli bir inceleme yazdığıma inanıyorum, eksiğim veya yanlışlarım varsa yorumlarda buluşalım. Hepinize iyi günler diliyorum.