·520 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Mart 2023 21:36 “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu.”
Kitabın hem en meşhur hem de en sevdiğim sözü ile başlamak istedim. Şimdi bu sözü okumak ne kadar da ağır hissettiriyor… Belki de bütün bir kitabı özetleyen bir paragraf bile denilebilir.
Bir süredir okuduğum bir kitap olduğu için bittiğinde bir boşluğa düşeceğimi biliyordum fakat beni bu kadar üzeceğini hiç tahmin etmediğim bir kitap oldu.
Öncelikle ilk defa Orhan Pamuk okudum ve diline hayran kaldım. Oldukça akıcıydı. Ayrıca zekasına ve hayal gücüne de hayran kaldım. Kitabı okurken ister istemez ‘acaba gerçek bir hikaye mi’ diye düşünüp durdum. Fakat Pamuk’un da dediği gibi hayatımızın içinden, tanıdık bir hikaye.
Kemal’e ilk başlarda çok kızıyor ve sevgisinin gerçekliğinden asla emin olamıyordum. Fakat sonlara doğru Kemal’e şefkatten başka hiçbir şey hissedememeye başladım. Kemal ve Füsun içten içe hep mutlu olmalarını istediğim bir ikiliydi.
Kemal’in Füsun’a duyduğu aşk beni korkutmadı aksine sonlara doğru eşyaları biriktirmekle ne iyi yapmış demeye başladım.
Bir gün müzeye gidip, romanı görerek okumayı da çok isterim :)
Kemal ve Füsun benim için modern zamanların Leyla ve Mecnun’u gibiydi, bende çok büyük etki bıraktılar. Nasıl Orhan Pamuk Kemal’i benimsediyse aynı şekilde bende Masumiyet Müzesi’ni çok benimsedim.
Belki tekrar tekrar okunacak bir kitap değil ama herkesin okumasını isteyeceğim bir kitap.
Herkese iyi okumalar!