Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 29 Mart 2023 14:31 [KİTABI HENÜZ OKUMAMIŞ OLANLAR İÇİN ÖN BİLGİLER İÇERİYOR!]
Kırlangıç Çığlığı, kendisine alışık okuyucuya farklı gelmeyen bir Ahmet Ümit romanı. Bunu söylediysem de okuyucuda heyecan yaratmadığını zannetmeyin. Zira Ümit'in kurgu kabiliyetinin farkındayız. Okuduğum diğer tüm kitaplarında olduğu gibi bunda da bir sırrı, bir cinayetler dizisini çözmenin gizemini son sayfalara kadar koruduğu bir gerçek.
Bu sitedeki ilk incelememde ne kitabın konusundan ne de yazarın üslubundan bahsetmek istiyorum. Benim için bu kitabı bitirene kadar merak konusu olan şey görece ufak ama önemli bir detaydır. Çünkü daha önce kendisinde denk gelmediğim bir hatayla karşılaşmak beni oldukça şaşırttı ve düşündürdü.
Kitabın ortalarında, Komiser Yardımcısı Ali Komiser, bir başka ekip tarafından bir maktülün başında ve 'elinde cinayet silahıyla' bulunuyor. O satırları okurken akıllarda tek bir soru peydah oluyor: 'Gerçekten tüm bu cinayetlerin faili Ali Komiser mi?'. İlk etapta komiser hiçbir açıklama yapmıyor, sessizliğini koruyor. Tabii ki sonradan -sonradan dediysem de küçümsenmek için hayli fazla bir zaman diliminden bahsediyorum- Ali Komiser sessizliğini bozarak cinayeti kendisinin işlemediğini söylüyor ve bu sözleri delillerle destekleniyor.
Tam da bu noktada kitap boyu düşündüğüm soru gelip yerleşiyor. Bu kadar mesai harcanan; sayfalarca, bölümlerce şüphelenilen ve aksi kanıt bulmak için çırpınılan, en az 40 sayfalık bir bölümü oluşturan bu meselede bir başkomiserin ''Cinayet silahı neden senin elinde duruyordu?'' diyememesinin mantıklı bir açıklaması var mı? Göreve yeni başlayan bir polisi de geçtim, sokaktan geçen bir insan dahi cinayet silahını eline almaması gerektiğini bilir zannediyorum.
Ahmet Ümit'in her cümlenin, her kelimenin üzerinde ince ince düşündüğünü hissediyorum. Okuduğum diğer kitaplarda da bunu açıkça gördüm. Ama yılların yazarının böyle bir ayrıntıyı gözden kaçırmasına akıl sır erdiremedim. Bunu sadece yazara yıkmanın da doğru olmayacağı fikrindeyim. Elbette hata yazarla başladı ancak basılmadan önce en az bir kez okunmuş olduğunu varsaymak istiyorum. Bir kişinin gözünden kaçsa diğerinin gözünden kaçamayacak kadar bariz bir boşluk. Kendimi de bu hata olasılıkları zinciri içinde değerlendirerek tekrar tekrar okudum şüphelendiğim satırları. Sonuç değişmedi.
Şunu da eklemem gerekir ki final kısmını kuru ve yavan buldum. Katile üstüne basa basa ''Kim bilir yardımcına şifreli ne söyledin de senin yerini buldu..'' dedirtip bu konuyla ilgili hiç açıklama yapmamak; okuyucunun fark etmeyeceği ya da merak etmeyeceği varsayımından mı geliyor, yazarın kitaptan sıkılıp bir an önce bitirmek istemesinden mi yoksa kurguyu bir parça daha genişletmek için fazla tembel oluşundan mı bilmiyorum.
Bu soru işareti/işaretleri benim için epey önemliydi, anlayana kadar da öyle kalacak. Buna rağmen okuması keyifli, merak uyandıran bir kitap. Okuduğum diğer kitaplardan farklı olarak İstanbul hakkında veya belirlenmiş herhangi bir konu hakkında doyurucuya yakın bile bilgi verilmiyordu. O yüzden kitap bittiğinde size katilin kim olduğunu öğrenmiş olmanın garip sevincinden başka çok da bir şey kalmıyor. Yine de vakit geçirmek ve biraz olsun kendi hayatınızdan uzaklaşmak isterseniz -konu itibariyle herkes için mümkün olmayabilir ama yine de- okuyabilirsiniz.