·520 syf.····Okunma: 22 Mart 2023 20:16 Martin Eden... Bu başyapıt beni o denli etkiledi ki; incelemeyi yazmak için günlerdir yüreğimin sakinleşmesini, hislerimin durgunlaşmasını bekledim. Ve belirtmek isterim ki, inceleme yazım bir nebze de olsa spoiler içerebilir. Denize ait olan bu ince ve acı çeken ruh, sanki kendi ruhuma karışıp yavaş yavaş bütün oldu benimle... Kitabı bitirmemek için acele etmeden okumaya çalışsam da, ne yazık ki devamını merak ederek durduramadım kendimi. Yazarımız Jack London, yarı otobiyografik olarak ele almıştır Martin Eden'ı. Önceden Kızıl Veba kitabını okumuş, çokça beğenmiştim. Sonrasında Martin Eden ile tanıştım, aynı zamanda saygıdeğer çevirmenimiz Levent Cinemre'nin kitap sonunda bıraktığı ufak ufak notlar, bilgiler sayesinde iyice merak saldım Jack London'a. Ve bu sayede birkaç kitabını daha temin ettim, en kısa zamanda okumak temennimdir.
Gelelim Martin Eden'ın konusuna. Martin Eden, genç ve kaba saba bir denizcidir. Kendisinin eğitim seviyesi maalesef ki ilkokul düzeyindedir, alt tabaka olarak sınıflandırılan insanların arasında sığ bir şekilde; ara sıra öylesine okumuş bulunduğu tek tük kitabın eksik bilgisi ile yaşayıp gidiyordur. Bir gün tesadüfen soluk tenli, Ruth isimli, burjuva kızına tutulur. Bu şekilde uzun soluklu olaylarımız başlar işte. Gerek sinir olursunuz, gerek Martin'in hissettiği aşk sayesinde tutku ile dolarsınız, bazen ise kederden yüreğiniz kavrulur...
Martin, âşık olduğu kadın uğruna değişip gelişmek için ant içmiştir. Öyle ki, bu gelişim sayesinde karakterimizin ne denli çaba sarf ettiğinden sizler de en az benim kadar etkileneceksiniz. Okurken her şeyi bizzat kendim yaşamış kadar etkilendim, bir kitaptan alınabilecek verimi fazlasıyla benimsediğim için de seviniyorum. Elbette hedefine adım adım ilerleyen Martin, geçmişteki kaba saba genç adam değildir artık. Başarılı bir yazar olma yolundadır... Lakin hayat ve insanlar acımamıştır ona. Her seferinde darbe üstüne darbe almak zorunda kalmıştır. Kahramanımız hedefine düşe kalka ulaşsa da, ne var ki artık tüm hislerini; kendi insanlığını da yitirmiştir, bu durumdan dolayı trajik bir son kaçınılmazdır artık. Denize ait olan benliğini güçlü gövdesinde taşımakta zorlanıyordur.
"Ben hasta bir adamım. Hayır, bedenim değil, ruhum hasta, beynim hasta. Bütün değerlerimi kaybettim sanki. Hiçbir şeyi umursamıyorum." Zamanında çok şey hisseden insanların kaçınılmaz sonunu yansıtan bu kelimeler, Martin'in dudaklarından dökülürken yontulmamış bir kayadan farksızdır karakterimizin hisleri de artık...
"Kitaplar yazılmıştı..." Ah be Martin, ah kıymet bilmeyen insanlar. Tüm bunlar için çok genç değil miydin Martin, çok genç değil miydik? Her kesimden insana farklı anlamlar kazandıracak olan bu başyapıtı okuyun, okutturun. Saygılarımla...