Tanrısız Gençlik Tanrısız Gençlik, 1. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonraki süreçte, 2. Dünya Savaşı henüz başlamadan önce faşizm etkisinin hüküm sürdüğü ve insancıl duyguları bastırdığı bir zaman dilimini konu alıyor. Eserin baş kahramanı olan öğretmen, öğrencilerine dayatılan ideolojinin ve öğrencilerin tıpkı robotlar gibi yetiştiğinin farkındadır. Kendisi 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Tanrı'ya olan inancını kaybetmiştir. Zaman zaman, çevresinde olan biten kötülüğün ana nedenini Tanrı olarak görmektedir. Nitekim rahip ona "Tanrı doğayı yarattı, yani doğal gereklilik olan şey Tanrı iradesidir. Ama doğanın yaratılmasının sonuçları, yani bu durumda devlet düzeni, özgür insan iradesinin bir ürünüdür. O halde sadece devlet, Tanrı iradesidir, ama devlet düzeni değil" sözüyle, mevcut düzenin insan ürünü olduğunu izah etmeye çalışmıştır. Kahramanımız rahibin anlatılarını o an saçma bulsa da içinde bulunacağı suç öyküsü onu yeni bir Tanrı anlayışına götürecektir. İşlenen cinayete dair kurgu akıllıca yapılmış ve farklı sanıklar açısından bu durumun üzerine gitmemizi sağlamıştır. "İdeolojik yıkıntının suçlusu Tanrı mı, devlet mi, devlet düzeni mi, aileler mi, insan doğası mı?" ana fikrine odaklanan eserde, doğanın kendiliğinden akan bir mekanizma olduğuna dikkat çekilmiştir. Keza kahramanımız, içinde bulunduğu anlarda, neden orada olduğunu, neden içinde bulunduğu eylemi yapmakta olduğunu sorgulamış ve bu durumu "Tanrı'nın yarattığı doğa gereği" olarak görmüştür. Doğa suçlu değildir; suç ve onun sorumluluğu, doğanın getirisi olan düzendeki beşeri faktörlerde ve bizzat insanda aranmalıdır. İnsanlık doğasına aykırı düzende gençler, mevcut düzenin çarklarında şekilleniyor ve tek tip insan modeli ideolojisinin kurbanı oluyorlar. Doğasıyla uyumlu olmayan her düzen yıkıntıları meydana getirir. Okuru sıkmayan, yalın anlatımlı, üzerine düşünülebilir ve akıcı bir eser.