Kitap, benim çok merak ettiğim ve zaman zaman üzerine düşündüğüm basit bir sorunun cevabını vermek üzere kaleme alınmış. Bu soruda temel haliyle Neden bazı uluslar zenginken bazı uluslar fakirdir ? sorusu. Bu soruya doğru cevap vermek bireylerin içinde bulundukları toplumun nasıl gelişeceklerinin farkına varmak adına çok önemli. Kitap daha önce bu soruya cevap vermek için kullanılan Coğrafya,Kültür ve Cehalet hipotezlerinin yetersizliğini sorgulayarak bizlere aktarırken bu teorilerin yetersizliğinden bahsettikten sonra kendi tezine geçiyor. O da kapsayıcı-sömürücü kurumların varlığı. Özetle bir milletin zenginliği o ülkede kapsayıcı kurumlar olmasına bağlıdır. Kapsayıcı kurumları da oluşturan 2 ana etken vardır: 1)Kapsayıcı ekonomik kurumlar. Ki bu ekonomik kurum da siyaset kurumlarından etkilenmektedir. Siyaset kurumu da siyaset gücünün toplumda nasıl bir dağılım gösterdiğiyle ilgilidir. 2)Yeterince merkezileşmiş ama sömürücü olmayan bir devlet otoritesi. İlk etken yaratıcı yıkım adı verilen yeniliklerin sağlanması için gereklidir. Kapsayıcı kurumlar sayesinde insanların ekonomiye geniş bir katılım göstermesi teşvik edildiği için inovasyonlar sağlanabilecek, gelişme olabilecektir. İkinci etken de belli bir güce sahip devlet sayesinde gerekli altyapı hizmetleri, elektrik, su vb temel hizmetler halka sağlanabilecektir. Peki neden burada devletin belirli derecedeki otoritesine ihtiyaç duyuluyor ? Çünkü Max Weber’in tanımını yaptığı üzere devletin meşru şiddet tekeli olmasından kaynaklı. Eğer devlet yeterince güçlü değilse asayiş bozulacak gerekli gelişmelerin yapılması sekteye uğrayacaktır. Kitap bu yazdığım tezi yüzlerce sayfa boyunca örneklendirerek anlatmaktadır. Hal böyle olunca EBoysıradan bir adam gibi okurlar bu noktada kitabı eleştirmişler. Ama ben Mustafa isimli okurun, EBoy isimli okurun incelemesinin altına yazdığı yoruma genel olarak katılmaktayım. Kitap bir araştırma kitabı olduğu için sürekli olarak tezini farklı örneklerle kanıtlama çabası gereksiz değil bilakis gereklidir. Çünkü bu sayede tezinin doğruluğunu daha sağlam bir şekilde ispatlayabileceklerdir. Burada okurların kısa yoldan bilgiyi edinme istekleriyle araştırma kitabı yazan yazarların tezlerini kanıtlama çabası çeliştiği için okurlar bunu olumsuz olarak değerlendirmiştir. Ama dediğim gibi bir araştırma kitabını neden fazla örneklendirerek anlatmışlar diye eleştirmek mantıksızdır. Buradan çıkarılacak sonuç araştırma,inceleme kitaplarının bu özelliklerinin bu okurlara uygun olmadığıdır. Şimdi gelelim sıradan bir adam isimli yazarın incelemesinde bahsettiği eleştirilere. Eleştirilere geçmeden önce kitabın içeriği olarak benimkinden daha uzun bir özet okumak isteyenler bu okurun özetini okuyabilirler. İçerik anlamında daha detaylı bir şekilde kitabı incelemiş. Eleştirilere gelecek olursak 4 eleştirisinden sonuncusunu anlamadığım için (ilgili okur incelememi görürse bana sonuncu eleştirisini daha detaylı bir şekilde anlatırsa sevinirim.) bir şey diyemeyeceğim ama diğer ilk üç eleştirisini haksız buluyorum nedenleriyle anlatayım. 1)Kitap tek bir tez üzerinden zenginlik-fakirliği ele almıyor. Aksine Coğrafya,Kültür,Cehalet tezlerini çürütürken bu tezlerin tamamen yanlış olmadıklarını ama genel tabloyu açıklamakta yetersiz kaldıklarını söylüyorlar ki ben ikna oldum. Kendi tezlerinin de bu noktada genel tabloyu açıklayan tez olduğunu iddia ediyorlar. Yani okurun sandığı gibi tezlerin tümden işe yaramaz oldukları eleştirisi yok bu noktada. 2)Avrupa ve Amerika’nın katliamlarını onaylamıyorlar tam aksine üstüne basa basa örneklerle eleştiriyorlar. Avrupalıların Güney Asya ve Afrika’da köle ticareti üzerinden kurduğu sömürgeleri, yaptığı katliamları Afrika’nın geri kalmasında önemli bir sebep olarak bizlere sunuyorlar. 3)Yukarıda açıkladığım, kitabın bir araştırma kitabı olduğu için uzun olduğunu söylediğim ve bu yüzden eleştirinin mantıksız olduğunu açıkladığım eleştiriyi yapmış okur. Bu eleştirileri de cevapladıktan sonra kitapta okuduklarımı günümüz Türkiyesiyle örneklendirmek istiyorum. Kitapta sömürücü kurumların varlığının çatışma ortamı oluşturduğundan bahsediyor. Çünkü sömürülen kaynakları başka gruplar da sömürmek isteyeceği için bu kaotik ortam, istikrar eksikliği yaratacaktır diyor. Burada Erdoğan Türkiyesinden örnek vermek gerekirse Erdoğan’dan sonra Akp’nin bir bütün olarak varlığını devam ettiremeyeceğini, parti içindeki grupların şimdiden karşı karşıya oldukları gerçeğini görüyoruz. Bahsettiğim 2 grup: Süleymancılarla Pelikancılar. Bu tabloda sömürücü kurumlardan dolayı farklı grupların ülkeyi sömürmek için birbirleriyle girdikleri çatışmayı görmekteyiz. Bir diğer ülkemizle ilgili örneğim de Erdoğan’ın yaratıcı yıkımın yaratacağı oy kaybı tehlikesi yüzünden yaratıcı yıkıma karşı çıkması. Taksilerden şikayetçi olan halkımız için mis gibi bir alternatif olan Über’e taksicilerin yaptıkları zorbalığı, vandallığı ülke gündemini azıcık takip eden herkes bilir. Bu noktada ülkenin yararı için yaratıcı yıkımı desteklemesi gereken ve taksicileri bu davranışlarından dolayı cezalandırması gereken Erdoğan tam aksini yaptı. Taksicileri cezalandırmadığı gibi üstüne üstlük de Über’in önünü kesti. Kitap ekonominin siyasetten bağımsız olmadığını vurgulayarak anlattığı için ben de bu siyasi örnekleri verdim. Umarım en kısa zamanda halkımız sömürücü kurumlardan kurtulur kapsayıcı kurumlara geçiş yapar dileğimle incelememi noktalıyorum:)
Ulusların DüşüşüJames A. Robinson · Doğan Kitap Yayınları · 20133,579 okunma