*!Spoiler İçerir!*
Okumamın üzerinden biraz zaman geçmesine rağmen bir kitap incelemesiyle daha karşınızdayım.. Normalde incelemeleri kitap bittikten sonra birkaç saat içinde atmayı alışkanlık edinmiştim ancak bu sefer araya iş güç girdi falan derken deprem dolayısıyla uzun zaman sonra gelebildiğim kendi evimden yazıyorum. O zaman yavaştan başlayalım...
Kitaba BA-YIL-DIM. Stefan Zweig'in şuana kadar okuduğum romanları içerisinde bence en iyisi.Kitabı okumak gibi bir fikri aklının ucundan bile geçirenler mutlaka kitabı okumalılar bence. Sevdiğim adamın uzun zamandır bana önerdiği kitabı bu kadar geç okuduğum için pişmanım gerçekten. Ama Emre Erdoğmuş 'cum bilir ki illa burnumun dikine gidip asla ders almam. Neyse, kitaba dönelim :))
Kitap ideolojik açıdan bir harika. Gerçekten yazar "kural, savaş ve özgürlük" kavramlarını çok güzel işlemiş. Vermek istediği mesajı gayet anlaşılır bir şekilde aktarmış ve roman fazlasıyla realist ama çok güzel bir kurguya sahip.
Kitabın içerisindeki Ferdinand'ın karısıyla olan diyalogları gerçekten iyi hazırlanmış ve düşündürücüydü. Gerçekten çok başarılı.
Unutacağımı sanmıyorum ama olur ya, ben buraya olay örgüsünü bırakayım yine de. Memleketlerindeki savaştan kaçıp başka bir ülkeye sığınan çiftimize bir gün bekledikleri ama gelmesini istemedikleri mektup gelir. Askeri celptir bu. Ferdinand'ı savaş için desteğe çağırmaktadırlar. Bir anda ikilinin dünyası altüst olur.
Ferdinand gitmek zorunda olduğunun mecburiyetini iliklerine kadar hissetmektedir ancak eşi Paula bütun kitap boyunca onu ikna etmeye çalışır. (Paula'nın sevgisine ve sadakatine o kadar bayıldım ki!) En sonunda başaramadığını düşünerek eve döner ancak bizim Ferdinand 'ın aklı başına ancak ülkelerarası sınıra ulaşınca gelir. Ve dünyadaki kurallarımızı kendimizin belirlediğini ve sevilmekten daha güzel hiçbir şey olmadîğıni kabullenip evine geri döner.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.