Uğultulu Tepeler Bronte kardeşlerden Charlotte'un kitaplarını okuduktan sonra çevremden sıklıkla duyduğum ve önerisini aldığım bir kitaptı. Epey süredir kitaplığımdaydı ve okumam için bu dönem uygun oldu. Başta Emily'nin kaleminin güzelliğinden bahsetmek istiyorum. Klasiklerde her seferinde şaşırarak okuduğum insan çözümleme kısımları burada da beni şaşırtmaya devam etti. Nasıl oluyor da zaman ileriye gitmişken bizler insan çözümlemekte bizden asırlarca önce yaşamış bu zihinlerden daha geride olabiliyoruz hala hayret ediyorum. Heatcliff'in safi kötü olduğunu düşündüğüm yerlerde bile içine karışan aşkın onu iyi bir insan olmaya zorlaması ve Catherine'in Nelly'ye itirafındaki aşk tanımı çağlar ötesiydi. Kitabı şehirlerarası yolculuk esnasında otobüste unutmasaydım buraya uzun uzun yazmak istediğim bir kısmı vardı. Aşk biraz bencildir savına birçok kanıt bulduğum bu kitaptan, okuduğumun bir hikaye olduğunu unutmaksızın anlamlı sonuçlar çıkardım.
Başlangıçta merakla başladığım kitapta ilerlemekte güçlük çektim. Çünkü beklediğimden çok daha uzun süren bu şömine başı hikayenin içine girmekte ilk zamanlarda zorlandım. Adaletin yerini bulması isteğiyle devamı daha heyecanlı ilerledi. Hem çok uzak hem de çok yakın bir geçmişten bu yana değişmeyen eşitsizliklerin, adaletsizliğin, insanın bencilliğinin, eline fırsat geçince yapabileceği kötülüklerin, kibir ve çıkarcılığın hatırlatması oldu. Sadece iyi olmanın her şeyden üstün olacağı günleri görmenin hayaliyle asırlar öncesinden beri değişmeyen şeyleri görmek üzücüydü. Yine her zamanki gibi burası dünya diyerek kendimizi avutmaya devam edecek gibi duruyoruz.