İslam bir dindir ve bir din nasıl dirilir diye merak ediyorsanız, Sezai Karakoç’un bu eserini okumalısınız. Din dirilmez tabi, dinin muhatabı olan insan dirilir yani dirilmelidir. Üstat bu kitabında dirilişin nasıl olduğunu 19.yy.’lın ikinci yarısından itibaren dünya üzerinde yaşayan her bir fertten topluma, kültürden sanata, siyasetten sosyolojiye değerlendiriyor.
“Kendinden önce gelen her medeniyet, daha önceki medeniyetlerle bağdaşma yoluna gitmiş, Roma, Yunan medeniyeti ile kaynaşmış, Hıristiyanlık Roma’yla uyuşmuş, İslam, ölü Yunan kültürünü, faydalı bir ayıklamadan sonra dirilterek kendi kültürüne katmış, Yahudilik ve Hıristiyanlığı gerçeğe çağırmışken, Rönesans sonrası Avrupa, gerçek bir ümanizmden yoksun olarak, kendisine her müsbet alanda öğretmenlik, yol açıcılık yapmış olan İslam Medeniyetini bütün gücüyle inkara, yıkmaya, yok etmeye çalışmıştır. Dünya tarihinin bir eşini kaydetmediği bir medeniyet olan Endülüs Medeniyetinin katili bizzat Avrupa değil midir?”
“Nasıl geçmişte Batı Medeniyetinin kendini bulmasında İslam Medeniyeti kaynaklarından faydalanması başlıca rolü oynamışsa, Doğunun da bugün ve gelecekte, kendini bulması ve ortaya koymasında, birinci müracaat kaynağı İslam olacaktır.”
“İslam dünyası, Birinci Dünya Savaşına kadar yeniden ayağa kalkmasını Osmanlı Devletinden bekliyordu. Çünkü: Osmanlı Devleti, Yeni Çağlardaki tek büyük İslam Devletiydi.”
“2. Dünya Savaşı, bağımsızlık için bir imkân verdi. Bu imkândan tam anlamıyla değilse de oldukça iyi bir ölçüde faydalanıldı. Birçok İslam ülkesi bağımsızlığa kavuştu.”
Kitapta toplumların dirilişinden sonra düşüncede dirilişe sıra gelir. Düşüncede diriliş olmadan, inançta dirilişin gerçekleşmeyeceğini anlatır Karakoç. İnançta diriliş de doğal olarak her alana yayılacak, böylelikle sanat ve kültürde de dirilişi getirecektir. Biz ise daha ilk adımda sınıfta kalmış, sadece Batı dünyasından sistemleri aktarmakla yetinmişiz. Burada aklıma Arap dünyasından aldığımız besteler geldi. O eşsiz melodilere kendimizce sözler yazarken, bir yandan da Arapları ve Arap medeniyetini kötülüyor olmamız da bir bahsi diğer olarak burada dursun.
Bu kitabın en can alıcı ve beni en çok etkileyen bölümü ise son kısımda “İslam’ın Çağrısı” adı altında anlatılan bölüm. Adete bir manifesto tadında okuduğum bu kısımda yazar,
İnsana Çağrı
Müslümana Çağrı
Yahudi’ye Çağrı
Hristiyan’a Çağrı
Doğululara ve Afrikalılara Çağrı
Din ve Tanrıtanımazlara Çağrı başlıkları altında geçmişten günümüze bu grupların önce sıkıntılarını ve yapageldikleri kötülükleri tespit etmiş, ardından her birine teker teker çözüm önerileri sunmuştur. Öylesine içten ve öylesine doğru görüşlerdir ki bunlar, insan okuyunca ardından hoş bir sada bırakmanın ete kemiğe bürünmüş halini görür gibi olur…
balkandays.blogspot.com/2023/04/islamn-...